Yaren Tunç Yazdı;                   Ayrımcılık Ve Nefret Suçu

Günümüzde toplumun belirli kesimlerine yönelik yapılan ayrımcı uygulamalar ve nefret söylemleri gündemimizi sık sık meşgul ediyor. Uluslararası hukukta da ayrımcılık ve nefret suçlarına ilişkin birçok düzenleme ve AİHM’in ayrımcılık suçlarına dair emsal birçok kararı bulunuyor.  Bu yazıda da  hukukumuzda  nefret ve ayrımcılık suçunun nasıl düzenlendiğine ve uygulamalarına değineceğim.

 Nefret ve ayrımcılık suçu, hürriyete karşı suçlar başlığı altında TCK’nın 122. maddesinde düzenlenmektedir.

Madde 122- (Değişik: 2/3/2014-6529/15 md.) (1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, c) Bir kişinin işe alınmasını, d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde başlığı önceden yalnızca ayrımcılık iken 2014 yılında yapılan bir değişiklikle nefret ibaresi de eklenmiştir. Ancak maddede nefret suçu tanımlamasına yer verilmemektedir. Yapılan değişiklik ile ayrımcılık suçunun, nefret saiki ile işlenmesi aranır hale getirilmiştir. Bu durumda ayrımcılığa uğrayan kişi, kimliği sebebiyle ayrımcılığa maruz kaldığını ispatlamak durumundadır. Ayrımcılık suçunun nefret saikiyke işlendiğinin ispatı ise neredeyse mümkün değildir, ispat yapılamadığı durumda ise suç cezasız kalmaktadır. Bu durum TCK 122. Maddede tanımlanan suçu, işlenmesi mümkün olmayan suç durumuna getirmektedir.

 Bununla birlikte Türkiye’de TCK 122’den dolayı yargılanan neredeyse hiç kimse bulunmuyor. Savcılar suç duyurularını dikkate almıyor ve dava açılsa da yargılamaların büyük çoğunluğu beraatle sonuçlanıyor. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün çalışmasına göre 2009-2015 yılları arasında TCK 122. Madde işletilerek açılan dava sayısı yalnızca 92 ve bu davaların yalnızca 3’ü mahkumiyet kararıyla sonuçlanıyor, beraat kararıyla sonuçlanan dava sayısı ise 69.

TCK 122’nin işletildiği durumlar ise genellikle engelli bireylere karşı işlenen suçlarda karşımıza çıkmaktadır. Cinsiyet ayrımcılığı ve azınlıkta bulunan bireylere yönelik ayrımcılık durumlarında ise bu madde neredeyse hiç işletilmemektedir. Üstelik maddede “cinsel yönelim” ibaresi de bulunmamakta, bu durumda TCK 122’de bahsi geçen ayrımcı filler LGBTİ+ bireylere yönelik gerçekleştiğinde bu bir suç teşkil etmemektedir.

TCK 122. Madde ile dikkat çekilmesi gereken bir başka husus ise maddenin yalnızca doğrudan ayrımcılığı yasaklıyor oluşudur. Örnek vermek gerekirse; tekerlekli sandalye kullanan engelli bir birey halk otobüsüne alınmadığında otobüsün şoförü TCK 122’ye göre sorumlu tutulabilecekken (Beyoğlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi Kararı, 2008/1630) engelli bireyler düşünülmeden yapılan merdivenler TCK 122’ye göre suç teşkil etmeyecektir. Bu durum engelli bireylere doğrudan bir yasak getirmiyor olsa bile belirli binalara veya alanlara ulaşımını engelleyeceğinden aslında bir ayrımcılık teşkil etmektedir.

Maddenin bütünü ele alındığında, madde kapsamının dar, yalnızca belli hareketlerle sınırlı tutulmuş olması, ayrımcılık gibi toplumun her alanında karşımıza çıkan bir olguyla mücadelede yetersiz kalmaktadır.

AY 10. Madde, TCK 3 ve 115. Maddeler gibi ayrımcılık yasağı ile ilişkili düzenlenen diğer maddeler olsa da, bu maddelerin uygulamada yetersiz kalması, nefret suçuna dair kanunlarımızda ayrı bir tanım ve düzenleme bulunmaması gibi sebeplerden dolayı ayrımcılık ve nefret söylemleri Türkiye adalet sisteminde etkin bir şekilde cezalandırılmamaktadır.

AYRIMCILIĞA YOL AÇAN HUKUKİ DÜZENLEMELER

TCK’nın 301. Maddesinde bulunan Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, Devlet’in kurum ve organlarını aşağılama başlıklı madde ayrımcılığa yol açan hukuki düzenlemelerden biridir.    

Madde 301- (Değişik: 30/4/2008-5759/1 md.) (1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

Maddede daha önce Türklük şeklindeki ibare yapılan değişiklikle Türk Milleti olarak değiştirilmiştir. Türk milleti ifadesinin vatandaşlığı ifade ettiği iddialarına karşın bu maddeye dayanarak açılan davalar genel olarak Türk etnik kimliğinin aşağılandığı gerekçesiyle açılmaktadır. 2006, 2007 ve 2008 yıllarının verilerine göre bu suçtan dolayı 1.137 dava sonuçlanmış, yargılanan 1.760 sanıktan 428 kişi çeşitli mahkûmiyetlere çarptırılmıştır.  Diğer etnik kimlikler bakımından ise böyle bir uygulama söz konusu değildir. Kanun maddesi ve uygulaması yönüyle etnik kimlikler üzerinde doğrudan bir ayrımcılık yapılmaktadır.

Nüfus Hizmetleri Kanun’unun aile kütüklerinde bulunması gereken maddeler başlıklı 7. Madddenin (e) bendinde din unsuruna yer verilmiştir. Din unsuruna yer verilmesi doğrudan bir ayrımcılık yaratmadığı gibi idari makamlarla olan ilişkilerde ayrımcılığa yol açabileceği için dolaylı ayrımcılık taşıyan bir madde olarak kabul edilebilir.

Farklı dine, etnik gruba, milliyete veya mezbehe mensup olan bireylerin, toplumun diğer üyelerine sağlanan haklardan yoksun bırakıldığı, kadınların “eşit işe eşit ücret” talebinin karşılık bulmadığı, yeni evlenen kadınların nasılsa hamile kalır düşüncesiyle işe alınmadığı, LGBTİ+ bireylerin toplumdan dışlandığı, iş bulmakta zorlandığı, yaşamak için dahi mücadele etmek zorunda kaldığı, ırkçılıktan, milliyetçilikten, homofobiden kaynaklanan cinayetlerin her geçen gün arttığı Türkiye’de ayrımcılık ve nefret suçunun yoğunlukla işlendiği şüphesiz bir gerçektir. Ayrımcılık ve nefret suçunu engellemeye ve cezalandırmaya yönelik kanuni düzenlemeler yetersiz kaldığı gibi maalesef bizzat kendileri ayrımcılığa yol açan kanun maddeleri bulunmaktadır. Ayrımcılığı ortadan kaldırmak için yalnızca ceza kanunda değil tüm yasal düzenlemelerde köklü reformlar yapılması ve uygulanması gerektiği çok açıktır.

Yaren Tunç
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi                                                                              

Kaynakça:

Leave a Reply

Your email address will not be published.