Vedat Aydemir Yazdı; Demirtaş’ın Devranı Yada Memleketimden İnsan Manzaraları

Selahattin Demirtaş 4 Kasım 2016 yılından bu yana ‘’içerde’’. Bu içerde olma halinin hukuki olmadığını cümle alem biliyor. Görüşlerine katılırsınız katılmazsınız; ancak milyonlarca oy almış, Mecliste ana muhalefet partisinden sonra en çok sandalyeye sahip bir partinin eş genel başkanı(ya da eski eş genel başkanı) Selahattin Demirtaş özetle “Seni başkan yaptırmayacağız” dediği için içerde. 

Bu sürecin bir parçası olarak belirtmek gerekir ki, her fırsatta mağdur edebiyatı yapıp, millet iradesinden dem vuranların, iradeden ve milletten anladıklarının kendilerine atılan oylar olduğu ise sağır sultanın dahi duyduğu, bildiği siyasi bir vakıa.

İstanbul seçimlerinin sözde YSK’nın kararı ile iptali ile birlikte yok artık bu kadar da olmaz dediğimiz bir eşik daha aşılmış oldu. Çokça söylendi ancak tekrarlamakta sakınca olmasa gerek; saray vesayetinde yapılan bir seçimde milletin iradesi AKP kaybettiğinde irade değil darbe, dış güçlerin oyunu, bir şeyler olmasa da bir şeyler oldudur. Kılıçdaroğlu’na saldırı ve dokunulmazlığının kaldırılması gündemi, muhalefet partilerinin milletvekillerine yönelik hazırlanan fezlekeler, Meclis’te 39 vekille temsil edilen İyi Parti Genel Başkanı Akşener’e yönelik hapse atma ve kendimizi tutamıyoruz tehditleri, İmamoğlu’na yönelik dozu her geçen gün artan ve hatta ölüm tehditleri derecesine ulaşan siyasi iklim ile birlikte seçimlerin aslında baskıcı, hukuksuz ve anti demokratik bir rejim için bir fazlalığa dönüştüğünü, genel oy hakkını dahi askıya almak istendiği ortaya koyuyor.

Başa dönersek sürecin ve hukuksuzluğun bir parçası olarak Avukat, Yazar, Siyasetçi Selahaddin Demirtaş yaklaşık 3 yıldır tutsak.  Bildiğimiz kadarıyla hakkında açılan 12 adet dava var. Yargılamalar ise devam ediyor. Ancak yazımızın konusu bu yargılamalar değil hapishaneden ürettikleri ile iyi saz çaldığı kadar iyi yazdığını gösteren yazar Selahaddin Demirtaş.

Siyasetçi Selahattin Demirtaş’tan Yazar Selahattin Demirtaş’a

Davutoğlu’nun kendisine artık Selahattin demeyeceğini açıklaması ile gündeme gelen beklenmeyen siyasi hamlesine karşılık, “Doğrusu ben böyle zekice bir hamle beklemiyordum bu seçim kampanyası döneminde….”  diyecek kadar hazır cevap olan, Stajyer Başbakan vb. bir çok özlü sözü ile hafızalarımızda yer eden siyasetçi  Selahaddin Demirtaş, içeri düştüğünden beri okuyor ve yazıyor. Mahpusluk süreci ile birlikte hazır cevap, zeki ve espirili bir siyasetçinin nasıl bir yazara, edebiyatçıya dönüştüğüne de şahitlik etmiş olduk.

Demirtaş’ın Seher’den sonra ikinci hikâye kitabı Devran da okurları ile buluştu. Her iki kitabı da büyük bir ilgi ile karşılanan yazarımızın,  kitaplarının onlarca baskısı yapıldı ve Seher adlı hikâye kitabı ise yabancı dillere çevrilmiş durumda. İkinci kitabı Devran ile birlikte adlı adınca bir yazar olan Demirtaş’ın üçüncü kitabı ve özgürlüğüne kavuşacağı günler heyecanla bekleniyor.  

Seher’den Devran’a Memleketimden İnsan Manzaraları

Memleketimden İnsan Manzaraları, ülkemizin ve dünyanın önde gelen ozanlarından Nazım Hikmet’in en önemli eserlerinden biri. 17000 dizeli bir başyapıt olan kitapta 2. Meşrutiyetten 2. Dünya savaşına kadar geçen dönemde memleketin ve insanının değişimi, dönüşümü, acıları, ayrılıkları, savaş, ölüm, açlık, yoksulluk, mücadele ve daha bilcümle halleri şiir- roman tekniği ile bizlere anlatılır.

Selahattin Demirtaş’ın Seher ve Devran’ı da aynı derinlik ve genişlikte olmasa da benzer bir anlayışla yazılmış,  memleketin ve insanının hallerini anlatmış. Ama en çok ülkemizin emekçilerini, yoksullarını, mücadele eden, haksızlığa ve zulme uğrayan güzel insanlarını anlatmış. Tıpkı Orhan Kemal gibi zenginlerin şatafatlı dünyalarını değil bizleri, bizim gibileri, bildiğini anlatmış. Halkların Demokratik Partisi(HDP) eş genel başkanı iken kitlelerin gönlünü kazanan bir siyasetçinin bunu nasıl başardığının, bunun arka planında nasıl birikim olduğunun ipuçlarını, okuduğumuz hikâyelerinden açık bir şekilde görebiliyoruz. Hikâyeleri okudukça, içinden geldiği halkı bilen, tanıyan, halkın acısı, gözyaşı, yoksulluğu, diğer yandan umudu, hayalleri ve mutluluğu ile yoğrulmuş, batıyı da doğuyu da içselleştirmiş Türkiye’li bir aydının vicdan ve akıl süzgecinden damıtarak yazdığını anlıyorsunuz. Hikayelerine, emekçilerin ve yoksulların anlatıcısı Orhan Kemal gibi sevginin sindiği Demirtaş, batıdan doğuya, kuzeyden güneye din, dil, ırk ayrımı yapmadan zulmeden korkunç bir düzeni anlatıyor.  

Hikâyelere konu olanlar kimler mi? İşkencede kaybedilen bir genç, töre cinayetine kurban giden bir kadın, evine odun dahi alınamadığı için soğuktan donarak ölen bir çocuk, sevdiğine kavuşamayan bir adam, işsizliğin kapkaççı yaptığı iyi yürekli bir genç, direnenler, direnmeyenler, atanamayan öğretmenler, mevsimlik işçiler, çevre mücadelesi veren köylüler, Bodrumda yananlar, bodrumlarda yakılarak öldürülenler, avm çalışanları, kentsel dönüşüm mağdurları, cenaze levazımatçısı ve daha birçoğu. Hayalleri ve umutları büyük, düzen tarafından kenara itilmiş, ezilmiş, hor görülmüş  “küçük insan”ların hayatları.

Demirtaş, insanlık hallerinin kah ağlatarak kah güldürerek anlatıldığı onlarca hikayesi ile acılarımızın, hayallerimizin ve umudumuzun ortak olduğunu gösteriyor. O halde korkma bağır!

Leave a Reply

Your email address will not be published.