Sermayedarlara Yardım Eli Olarak Arabuluculuk!

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun kabul edildiği 1950 yılından günümüze kadar olan süreçte, çalışma hayatında yaşanan değişimler ve dönüşümler dikkate alınarak iş uyuşmazlıklarının çözüm yöntemlerinin yetersiz kaldığı gerekçesiyle, mahkemelerin iş yükünü azaltacak iddiasıyla alternatif uzlaşma yöntemlerini benimseyen yeni bir kanun getirilmiştir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu. Bahsi geçen bu kanunun özellikle iş uyuşmazlıklarında esaslı bir değişim yarattığı kesin. Zira bahsedilen kanunun 3., 11., ve 12., maddeleri 2018 yılının başından itibaren geçerli olmak üzere dava yoluna gitmeden önce arabulucuya başvurma zorunluluğu getirdi.

Halihazırda bütün hükümlerinin yürürlüğe girmesi 01.01.2018 tarihinden itibaren olsa da uygulamada doğan sıkıntıların da dikkate alındığı ümidiyle 02.06.2018 tarihinde Resmi Gazete’de Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği yayınlandı. Resmi Gazete’de yönetmeliğin yayınlanmasından önce arabulucu son tutanaklarının nasıl düzenleneceği net değildi. Bu husus, yönetmeliğin yayınlanmasından sonra bir takım sıkıntılar doğurdu. Mesela arabuluculuk son tutanağında hangi hususların görüşüldüğünün alacak kalemi olarak teker teker yazılması zorunluluğu daha öncesinde bulunmamaktaydı. Ancak yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile son tutanakta hangi alacak kalemlerinin görüşüldüğünün belirtilmesi zorunlu hale getirildi. Böylelikle yönetmeliğin yayınlanmasından önce hazırlanan son tutanaklara dayanarak açılan davalarda, bazı mahkemeler davanın usulden reddine karar verdiler. Dolayısıyla davacı tarafta hem vekillerin(müvekkiline karşı) hem de asillerin(ret nedeniyle çıkan yasal vekalet ücreti ile) zor duruma düşmesi söz konusu oldu. Şu an ki uygulamada genel ağırlık ise arabulucuya müzekkere yazılması ya da davalı tarafın nelerin görüşüldüğüne dair davacı beyanına olur vermesi şeklinde tezahür etmektedir.

Tabi burada değinilmesi gereken başka bir nokta da arabuluculuk toplantılarının nasıl gerçekleştiğidir. Genellikle işçi tarafı hakkı olduğunu düşündüğü için bir takım talepleri işveren tarafına sunar, işveren tarafı da “makul” ise kabul eder veya hakkı olmadığını düşünüyorsa talepleri reddeder. Arabulucular ise tarafları uzlaştırmak adına imkanları dahilinde her yolu dener. Ancak burada kritik olan 3 husus vardır. Öncelikle arabulucu, işçi tarafından sayısal olarak somut  bir talep bekler. Oysa ki uygulamada yerleşik olduğu üzere işçi tarafı dava açmış olsa bilirkişi tarafından belirlenecek bir toplam alacak tutarını, henüz davayı açmadan belirlemek mecburiyeti altında hissetmektedir. İşçi tarafının özellikle avukat ile temsil edilmiyorsa bu miktarı belirlemesi mümkün değil en azından kolay değildir. İkinci olarak varsayımsal olarak bir miktar belirlenmiş olsa bile her arabulucunun “işveren sizin teklifinize yaklaşacak, siz de işverenin önerdiği rakama yaklaşacaksınız” cümlesi veyahut daha açık tabirle baskısı altında hissedecektir. İşçi hakkı olduğunu düşündüğü bir tutar tespit etmiş hem de ona hakkından feragat et denmektedir. Bu durumun kendisi bile arabuluculuk kurumunun emekçinin lehine bir düzenleme olarak getirilmediğinin göstergesidir. Son olarak “dava açsan birkaç yıldan önce alamazsın.” gibi psikolojik baskı içerikli cümleler ile  çeşitli ikna yöntemleri çoktan geliştirildi. Arabuluculuk Daire Başkanlığı, eğitimlerinde arabuluculara mümkün olduğunca 3 haftayı, hatta uzlaşma ihtimali olmasında durumunda kullanılması gereken 1 haftalık süreyi de kullanmaları “tavsiyesini” vermektedir. Ayrıca arabuluculuk toplantılarında uzlaşılamaz ise işçinin alacağına kavuşmasının daha fazla uzayacağı kesindir. Sistemin yargılamaları hızlandırması şöyle dursun bu haksız ve mağduriyet yaratan durumdan nemalanmaya çalışması da maalesef hukuk sistemimizin çürümüşlüğünün bir delaletidir.  

Nitekim arabuluculuğun dava şartı olmasının altında yargılama yükünün azalması kaygısından ziyade işverenlerin özellikle “büyük şirketlerin” refahları amaçlanmıştır. İşveren hem yargılama giderlerinden kurtulmuş olacak hem de işçinin hak etmiş olduğu ücreti “pazarlık” usulü ile azaltmış olacak. Yargılama giderlerinden kurtulmasına bir diyecek yok ama arabuluculuk masasına oturarak alın teri dökmüş emekçinin emeğinden kısarak zararından(!) kar etmesine ilişkin bir sistemin, allayıp pullayıp kamuoyuna sunmak çok da ahlaki olmasa gerek. Bakınız bu hususta işverenlerin gayreti ve memnuniyeti de ortada. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun TOBB Genel Kurulu’nda şu sözleri sarf etti:
“İş ve yatırım ortamı önündeki engelleri tespit edip hükümetimizle birlikte kaldırdık. Büyük sıkıntı yaşadığımız bir başka alan, yargı sistemiydi. Özellikle iş mahkemelerindeki davalarda, işveren yüzde 99 haksız çıkıyordu. Bunu değiştirmek üzere, zorunlu arabuluculuk sisteminin uygulamaya alınmasını sağladık.”(*) İşveren tarafından gelen bu itiraflar üzerine belirtmek gerekir ki emekçiye emeğinin karşılığını vermemek, pazarlık masasında işçinin hak ettiği ücretten kısmen ya da tamamen feragat etmesini istemek işçiyi koruyan bir durum değildir. Hele ki işçiye yaptığı iş karşılığı verilmesi gereken ücret, iş ve yatırım ortamının önündeki bir engel hiç değildir.

Elbette daha bir çok sorundan bahsetmek mümkündür. Uygulamada henüz oturmayan arabuluculuk sisteminin zaman içerisinde daha fazla mağduriyet doğuracağı açıktır. Ancak genel olarak en başından beri itirazlara kulaklarını tıkayanların, sadece sermaye sınıfı lehine düzenlemeler yapacağını bilmek ve işçi haklarının her geçen gün kötüye gitmesi dert yanmaktan çok çözüm üretmek için mücadele edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. İşçinin hak ettiği değerin, iş ve yatırım ortamının önünde bir engel olarak görülmediği günlere ancak birlikte çalışarak ve mücadele ederek ulaşacağımızı unutmamak gerekir.

(*) https://ilerihaber.org/icerik/tobb-baskani-akp-ile-birlik-olup-iscilerin-haklarini-nasil-gasp-ettiklerini-anlatti-85475.html )

Eren Gönen – Avukat

Leave a Reply

Your email address will not be published.