Röportaj: Av. Gökmen Yeşil; Çhd Davasında Asıl Hedef İşçi Sınıfı Ve Halktır

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesi 20 avukatın yargılandığı davada uğradıkları hukuksuzluklara karşı açlık grevine başlayan tutuklu avukatlar duruşmaya katılmamış ancak buna rağmen İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi skandal bir kararla;

ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı’ya 11 yıl 3 ay,  Av. Barkın Timtik’e 18 yıl 9 ay, Av. Ebru Timtik ve Av. Özgür Yılmaz’a 13.5 yıl, Av. Behiç Aşçı ve Av. Şükriye Erden’e 12 yıl, Av. Aytaç Ünsal, Av. Engin Gökoğlu ve Av. Süleyman Gökten’e 10.5 yıl, Av. Aycan Çiçek ve Av. Naciye Demir’e 9 yıl, Av. Ezgi Çakır’a 8 yıl,  Av. Ayşegül Çağatay, Av. Yağmur Ereren, Av. Didem Baydar Ünsal, Av. Yaprak Türkmen 3 yıl 9 ay, Av. Ahmet Mandacı ve Av. Zehra Özdemir 3 yıl 1.5 ay hapis cezası verdi.

Henüz hukuki süreç tamamlanmamış olmakla birlikte en başından bu yana akıl almaz hukuk dışılıkların yaşandığı davada müvekkillerinin savundukları için yargılanan avukatların savunma hakları elinden alınırken, davanın gizli tanığının toplam 141 davanın tanığı olduğu ve silahlı yağma, bıçaklı saldırı gibi suçlardan hükümlü olduğu anlaşıldı.

Mahkeme Başkanının tanığı yönlendirdiği, yargılamanın bir mizansenden öteye geçemediği tümüyle meslektaşlarımızın cezalandırma amacı taşıyan davayı Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şube Başkanı Avukat Gökmen Yeşil ile konuştuk.  

Hukuk Ötesi: ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile birlikte derneğin üye ve yöneticilerinin yargılandığı davada meslektaşlarımıza 3 yıldan 19 yıla kadar değişen cezalar verildi. Dosya şu an ne durumda biraz bahseder misiniz?

İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama bu şekilde sonuçlandı. 20 avukat arkadaşımızın yargılandığı davada Oya Aslan ve Günay Dağ yönünden dosya tefrik edildi ve haklarında yakalama kararı çıkarıldı. 18 meslektaşımıza ise belirttiğiniz gibi ağır cezalar verildi. Örneğin Barkın Timtik 18 yıl 9 ay, Genel Başkanımız Selçuk Kozağaçlı 11 yıl 3 ay ceza aldı. Dosyada ceza alan 6 meslektaşımızın tutukluluk hali devam ediyor, 6 meslektaşımız hakkında yakalama kararı var, 6 meslektaşımız ise tutuksuz… Verilen karara karşı İstinaf mahkemesine başvuru yapıldı. İstinaf başvurusu da yüzlerce meslektaşın imzası ile yapıldı. İstinaf mahkemesi henüz dosyayı incelemeye başlamadı.

Bu arada 37. Ağır ceza mahkemesi şeklinde özel olarak belirtmemin sebebi şu, yine genel başkanımız, üye ve yöneticilerimiz hakkında benzer delil ve iddialarla İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinde de 2013 yılından bu yana devam eden bir yargılama var. Biz iki dosyanın birleştirilmesini bekliyorduk ancak birleştirilmedi. Bu dosyanın 10 Temmuz tarihinde duruşması olacak.

Hukuk Ötesi: Uzun süreli hapis cezaları çok tepki çekti ancak yargılama süreci de çok tartışıldı, nasıl bir yargı süreciyle karşı karşıyaydınız?

Arkadaşlarımız 12 Eylül 2017 sabahı evlerine ve ofislerine yapılan baskınlarla gözaltına alındılar. 14 Eylül tarihinde Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yargılandığı davanın duruşması olacaktı. Nuriye ve Semih hem tutuklu olmaları hem de uzun süredir açlık grevinde bulunmaları sebebiyle KHK zulmüne karşı büyük bir karşı koyuş sergiliyorlardı ve davanın temsili bir boyutu vardı. Arkadaşlarımız bu duruşmadan iki gün önce gözaltına alındılar ve tutuklandılar. Yani doğrudan politik nedenlerle yapılan bir tutuklamanın yargılamasının da hukuk çerçevesinde yapılmayacağı o gün belliydi. Nihayetin de arkadaşlarımız 1 yıl tutuklu kaldılar, 14 Eylül 2018 tarihinde 17 Avukat tahliye edildi ama cuma günü verilen tahliye kararı cumartesi günü aynı heyet tarafından kaldırıldı, heyet o gün dağıtıldı ve son derece şaibeli bir heyet dosyaya atandı. Yargılamayı yapan ilk heyetin tahliye kararı AYM ve AİHM kararlarına atıf yapan, ıslak imzalı bir karardı. Ancak aynı heyetin yeniden tutuklama kararı gerekçesiz ve elektronik imzalı idi. Bunu şu nedenle söylüyorum; tahliye kararı veren heyete hemen o saatlerde müdahale edildiği, heyetin direnmesi üzerine elektronik imzalarının zorla ele geçirilerek başka kişiler tarafından tutuklama kararı verildiği yönünde bir şaibe, bir iddia var…

Nihayetinde yargı darbesi ile dosyaya atanan yeni heyet açık tanıkları gizli tanık dinleme usulüyle dinleyerek, dinlenmesini istediğimiz tanıkları dinlemeyerek, toplanmasını istediğimiz delilleri toplamayarak, tanıklara soru sorma hakkımızı engelleyerek, sanıkların avukatların ve biz müdafilerinin beyanlarına müsaade etmeyerek, kısacası yargılama yapmadan sadece iki celse süren “idari işlemler” sonucunda en baştan beri belli olan infaz hükmünü boş salona okumuş oldu. Bu yaşanan bir yargılama değil, idari bir karar ve infaz süreciydi. Bu tespit aynı zamanda dosya ile ilgili açıklama yapan 30’dan fazla Baro’nun da ortak görüşü idi.

Hukuk Ötesi: Tahliye kararı veren heyetin e-imzalarının ele geçirilerek onların görüşü aksine zorla karar verildiği iddiası büyük bir iddia ?

Biraz önce de bahsettiğimi üzere AYM ve AİHM mahkemesi kararlarına atıf yapılarak 1 yıllık tutukluluk süresini de dikkate alarak tahliye kararı veren bir heyet 10 saatte neden görüşünü değiştirsin. Üstelik yeniden tutuklama kararı “tutuklamaya dönük yakalama” şeklinde yazılmıştı. Bildiğiniz üzere hukukumuzda gıyapta tutuklama şeklinde bir düzenlenme yoktur. Söz konusu karar bir hukukçunun değil infaz hükmüne ve hedefe odaklanmış talimata uygun hareket etmeye çalışan bir”infaz memuru”nun işi gibi duruyor. Ayıca dediğim gibi tahliye kararı veren heyet kendi verdiği yeninde yakalama kararını sanıkların yüzüne okumak üzere mahkemeye de çıkmadı, rapor alarak avukatlarla yüzleşmekten kaçtılar, iki gün sonra da bu heyet dağıtıldı. Bu iddialar çokça tartışıldı ancak ne dağıtılan heyet ne de bakanlık tarafından bir yalanlama ihtiyacı duyulmadı.

Hukuk Ötesi: Peki neden ÇHD ve ÇHD’li avukatlar?

Aslında konu özel olarak ÇHD ve ÇHD’li avukatlarla ilgili değil. Tutsak avukatlar savunmalarında “halkımız adına vekaleten kendi adımıza asaleten” diye durumu en özlü haliyle ifade etmişlerdi. Mesele tabii ki halkın mücadelesiyle ilgili. Faşist saldırganlık ve işçi sınıfı üzerindeki sınırsız sömürünün yarattığı tepki ve muhalefetin taşıdığı direniş potansiyeli her kesime saldırıyı doğuruyor. Burada toplumun sesi olabilecek avukatlar ve hukuk örgütleri, basın ve gazeteciler, üniversiteler ve akademisyenler özel bir yer tutuyor. Evet hukuk cephesinde saldırının en ağır yükünü tutsak olan veya sürgün durumunda olan avukat arkadaşlarımız çekiyor. Ancak gazeteciler, akademisyenler, avukatlar üzerinden topluma düşünme, konuşma, hak arama ve sus dayatması yapılıyor.

Sadece ÇHD değil, yüzlerce meslektaşımız hakkında yürüyen onlarca dava ve soruşturma var. Tutuklu başka meslektaşlarımız var. Tutuklu arkadaşlarımıza sorulan, neden Nuriye ve Semih’in avukatlığını yapıyorsunuz, neden Soma’lı aileleri savunuyorsunuz, neden müvekkillerinize susma hakkını hatırlatıyorsunuz soruları asıl hedefin işçi sınıfı ve halk olduğunu, avukatların yasadışı faaliyetleri nedeniyle değil toplumsal muhalefetle omuz omuza bir avukatlık pratiği yürüttükleri için tutsak olduklarını gösteriyor.

Hukuk Ötesi: İstinaf veya Yargıtay sürecinden beklentiniz nedir?

Yargı darbesiyle mahkemeye atanan heyet ve başkanı, bu dosyanın esas dayanağı olan itirafçı – iftiracı Berk Ercan’nın Sulh Ceza Hakimi sıfatıyla tutuk sorgusunu yapan, sonra 37. Ağır Ceza Mahkemesine atanarak aynı tanığın beyanlarına dayanarak ağır cezalara hükmeden bir hakim. Tabii hakim denebilirse… Aynı yargıcın yapması gereken İstinaf Ceza Daire başkanı olarak kendi verdiği hükmü onaylamak olmalıdır. Zira yapılmayan bir yargılamanın infaz hükümleri eninde sonunda bir yerden dönecek. Bir yıl veya beş yıl sonra ama mutlaka bu faşist infaz bir yerde bozulacak, bozulmalı. Bozulmalı ama bu sözdeki beklenti yargı yollarına güvenden kaynaklanmıyor. Güveneceğimiz bir yargı mercii yok, hiç olmadı. Mutlaka ama mutlaka biz hukukçular ve emekçiler mahkeme kararları arkasına gizlenen kuşatmayı dağıtmalıyız. Bu yaşanan ve tutsak avukatlara uygulanan işkence ve esaret tek tek hepimizi, tüm hukukçuları, baroları, emek örgütlerini ve tüm toplumu ilgilendiriyor.

Hukuk Ötesi: Neden ve ne yapmalı, son olarak neler söylemek istersiniz?

Faşizmin kurumsallaşmasında geri dönüşü olmayan nokta neresiydi, hangi olaydı diye bir tespit yapmak zordur. 2010 yargı darbesi, 2015 iç güvenlik paketi, 2016 OHAL darbesi vs. bir çok olay sayılabilir. Ancak 2016 Kasım’ında ÇHD ve hukuk dernekleri kapatıldı, 2017 Eylül’ünde avukatlar tutuklandı, 2018 Nisan’ında Baroların parçalanması gündeme getirildi. Şimdi Yargı Stratejisi adıyla yeni bir planın devrede olduğunu görmemiz lazım. Yarın “beni almaya geldiklerinde itiraz edecek kimse kalmamıştı” dememek için tutsak avukatlara ses olmamız, tutsaklıklarını sonlandırmamız ve hukuk örgütlerine, örgütlerimize, kurumlarımıza aktif – eylemli olarak sahip çıkmamız lazım…

Hukuk Ötesi: Teşekkürler.

Leave a Reply

Your email address will not be published.