İHAM’dan Beklenen! Selahattin Demirtaş Kararı

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi,  Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın bireysel başvurusuna ilişkin kararını 20 Kasım 2018 de açıklamıştı. Anılan karar ile Demirtaş’ın tutuklanması ve tutukluluğunun devamına ilişkin olarak Sözleşmenin 5.maddesinin 3. Fıkrası ile 18. Maddesinin ve  Ek-1 Nolu protokolün 3. Maddesinin ihlal edildiği, başvuru konusu diğer hakların ihlal edilmediğine yönelik tespitlerde bulunulmuş idi.

Bu konuda en sert tepki aynı gün Cumhurbaşkanı’ndan jet hızıyla geldi: “Bizi bağlamaz. Biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” .

Kararın çevirisi yargılamanın devam ettiği Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu ve karar doğrultusunda Demirtaş’ın serbest bırakılması talep edildiyse de 30 Kasım’da bu talep reddedildi. Bu sırada 4 Aralık 2018 günü İstanbul Bölge Adliyesi 2. Ceza Dairesi, aldığı kararla İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla 7 Eylül’de Demirtaş aleyhine verdiği 4 yıl 8 ay mahkumiyeti yönündeki kararı, “yerinde, kanuni ve delillere uygun” olarak değerlendirdi ve yine jet hızıyla onadı.

Böylece karşı hamle yapılmış, iş bitirilmiş oldu!

Ne olmuştu?

2007’den bu yana milletvekilliği yapan Demirtaş hakkında Cumhuriyet Savcılarınca, milletvekili olduğu dönemde 31 farklı suçlama ile fezleke düzenlenmiş ve TBMM’ye gönderilmişti.

Fezlekede yer alan suçlamalar; genel hatlarıyla, terör örgütüne üye olma, üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, suçu ve suçluyu övme gibi suçlardan oluşuyordu. Elbette bu fezlekelerin çoğu Barış Süreci’nin bitirilmesini tetikleyen olayların akabinde düzenlenmiş ve meclise gönderilmişti.

Bu sırada, 20.05.2016 tarihinde milletvekili dokunulmazlıklarını düzenleyen Anayasa’nın 83. Maddesinde değişikliğe gidilmiş ve geçici madde ile yasama dokunulmazlığı amaca özel, tek seferlik ve şahsa özel bir biçimde kaldırılmış-askıya alınmıştı. Anılan değişikliğin denetlenmesi için yapılan başvuru da çeşitli usuli ve esasa ilişkin sebeplerle Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilince, değişikliğin 08.06.2017’de yayınlanması ile birlikte  yasama dokunulmazlığı kaldırılmış oldu.

Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasının hemen ardından Demirtaş ve ilgili soruşturmalar Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde birleştirildi ve yargı süreci hem Demirtaş bakımından diğer HDP’li siyasetçiler bakımından  hızlanmış oldu. 4 Kasım’da gözaltına alınan Demirtaş, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hakimliği’nce TCK md. 314 de düzenlen örgüt üyeliği ve md.214 te düzenlenen suç işlemeye tahrik suçlarından tutuklandı ve cezaevine konuldu. Tutukluluğa ve devamına ilişkin kararlara defalarca itiraz edildi. Bu yolların etkisiz kalması sonucunda Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapıldı ise de makul sürede sonuç alınamadığından, süreçte yaşanan hak ihlalleri İHAM’e taşınmış oldu.

İHAM kararı ihlal edilen haklar bakımından elbette önemli bir yere sahip; fakat ihlal edilmediği tespit edilen haklar bakımından da inceleme gerektiriyor. Dolayısıyla bu yazıda gerek ihlal edilen haklara ilişkin Mahkemenin esas aldığı ilkelere ve sonuçlara, gerekse ihlal edilmediği tespit edilen haklar yönünden Mahkemenin somut değerlendirmelerine yer vereceğiz.

●       İhlal iddiaları

Demirtaş,  İHAM  önündeki  başvuru ile özetle, tutuklama ile özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini, bir siyasi partinin eş genel başkanı ve milletvekili olarak yasama dokunulmazlığından yararlanmasına rağmen tutuklanması ile, siyasi faaliyetlerde bulunma hakkının ihlal edildiğini, tutukluluğun devamına ilişkin yeterli gerekçe gösterilmediğini, tutukluluğuna itiraz için değerlendirme yapılması gereken soruşturma dosyasına erişim sağlayamadığını, tutukluluğun devamının serbest seçim hakkını kullanılamaz hale getirdiğini, tüm bu hususlarda Anayasa Mahkemesi’ne başvurulduğunu ancak makul sürede başvurunun incelenmediğini belirtmiştir.

✓      AİHS md.5/1- Özgürlük ve Güvenlik Hakkı – Haksız Tutuklama

Demirtaş başvurusunda, AY md. 83 gereği milletvekili dokunulmazlığından yararlandığını, bu dokunulmazlığı kaldıran değişikliğin hukukun üstünlüğü, hukuki güvenlik , orantılılık ve keyfiliğe karşı koruma ilkelerine aykırı olduğunu, bu sebeple tutukluluğun ve devamının iç mevzuata uygun olmadığını belirtmiştir.

Mahkeme kararında davaya müdahil olan PAB( Parlemantolar Arası Birlik) ve İnsan Hakları Komiserliği ile sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini dikkate aldığını vurgulamıştır. PAB  ve İnsan Hakları Komiserliği tutukluluğun iç mevzuata göre hukuka uygunluğu noktasında görüş belirtmemekle birlikte, PAB milletvekillerinin cezalandırma korkusu olmaksızın kendilerini ifade edebilmeleri ve bu yönden yasama dokunulmazlığının çok önemli olduğunu belirtmiş,   İnsan Hakları Komiserliği ise Venedik Komisyonunun 83. maddenin değiştirilmesine ilişkin görüşlerine atıfta bulunarak milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasının Anayasa değişikliği prosedürünün kötüye kullanılarak yapıldığını ifade etmiştir.

Mahkeme, özgürlükten mahrum bırakılmaya ilişkin kararların İHAS’ta öngörülen usulden önce, iç mevzuat bağlamında  yasal olması gerektiğini, yasada yer verilen hükümlere göre bir tutma söz konusu olsa dahi tutmanın kişinin keyfiliğe karşı korunmasına dayanan amaca uygun olması gerektiğini, bu noktada iç hukukun belirliliğinin ve sözleşmede öngörülen genel ilkelere uygunluğun önemli olduğunu vurgulamıştır.

Bu kapsamdaki tartışmanın temel olarak Anayasa‘nın değiştirilen 83. maddesi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Mahkeme, tutuklu milletvekillerinin bu şekilde yargılanmalarının önünü açan ve geçici de olsa dokunulmazlıkları askıya alan böylesi bir düzenlemenin hukuki olarak derinlemesine incelenmesine ihtiyaç varken herhangi bir tartışma yürütmemiştir. İHAM, OHAL sürecinde Türkiye aleyhine önüne gelen bir çok davada yaptığı gibi, genel bir ilke haline gelen sözleşmeci devletin ‘’iyi niyetli’’ olduğu yönündeki karineyi sürdürmüştür. Yalnızca böylesi bir tartışmanın öncelikle iç hukukta ve ulusal makamlarca yapılmasının gerekliliğini vurgulayan Mahkeme ve değişikliğin denetlenmesine ilişkin başvuru neticesinde AYM tarafından verilen 2016/117 nolu 3 Haziran tarihli kararın yeterli olduğunu  belirtmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararın, keyfi ve makul olmayan şekilde görülmediğini belirten Mahkeme, kuvvetli suç şüphesinin dayanaklarının Sözleşme’nin 5’inci maddesindeki koşullara uygun olduğu, bu haliyle Demirtaş hakkında verilen ilk tutuklama kararının hukuksal bir sorun teşkil etmediğini ifade etmiştir.

Aynı madde kapsamında başvurucu, tutuklanmasını gerektiren inandırıcı delillerin bulunmadığını dile getirmiştir. Bu kapsamda Mahkeme başvurucu hakkındaki suçlamaların tamamının başvurucunun ifade özgürlüğü ve  siyasi düşünceleri ile ilgili olduğunu ifade etmişse de isnat edilen fiillerden suçlu olup olmadığına kendisinin karar veremeyeceğini belirtmiştir. Bu doğrultuda ceza dosyasında, başvuranın kovuşturulmasına yol açan suçların bir kısmının başvuran tarafından işlenmiş olabileceğine tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek bilgilerin bulunduğu kanaatine varmıştır. Bu hususlar ışığında Sözleşmenin 5. maddesi 1. fıkrasının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

●       AİHS md.5/4 : Silahların Eşitliği İlkesi/ Makul Sürede Yargılama

Demirtaş soruşturma dosyasında bulunan gizlilik kararı dolayısıyla dosyaya erişemediğini bu sebeple etkin bir biçimde tutuklamaya itiraz edilemediğini, bu bağlamda Sözleşme’nin 5. maddesi 4. fıkrasının ihlal edildiğini belirtmiştir. Ancak Mahkeme başvuranın görev yaptığı TBMM’ye gönderilen soruşturma raporlarını incelemelerinin önünde bir engel bulunmadığını, gizlilik kararı verilmesinden çok önce soruşturmadan haberdar olduğunu, hakkındaki tüm iddialara ilişkin sınırsız bir inceleme yapılacak kadar veriye ulaşamamış olsa dahi 4 Kasım 2016 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yazılan yazıya ulaşabildiğini ve Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararında tutuklamaya neden olan delillere yer verildiğini   belirtmiştir.

Yine başvurucunun, tutukluluğunun yasaya uygunluğuna itiraz amacıyla AYM’ye yapmış olduğu başvurunun makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki yakınmasına karşılık Mahkeme tutuklama kararının itiraza tabi bir karar olduğunu ve kararın itiraz merciine taşınabildiğini, taşınmamış dahi olsa tutukluluk durumunun resen inceleme gerektirdiğini ve resen incelemelerin yapıldığını, OHAL dönemi içerisinde başvuruların olağanüstü artması hasebiyle AYM’nin ciddi iş yüküyle karşılaştığını, başvuranın tutukluluk süresinin AYM‘nin diğer kararları dikkate alındığında  kısa sayılmasa dahi davanın karmaşık niteliği ve diğer hususlar değerlendirildiğinde Sözleşme’nin  5.maddesi 4. fıkrasının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

AİHS bakımından ihlal edilen haklar ve gerekçeleri

●       AİHS md.5/3 – Özgürlük ve Güvenlik Hakkı- Uzun Süren tutukluluk

Demirtaş AİHS md.5/3’te düzenlenen haklarının özellikle Mahkemenin Buzadji kararında oluşturduğu ilkelere göre ihlal edildiğini, tutukluluğunun devamına ilişkin kararların Yasada yer alan basmakalıp ifadelerle verildiğini, ve yeterli ve geçerli bir gerekçe sunulmadığını,  kaçma ve delilleri karartma şüphesi olmamasına rağmen Nisan 2016’da yaptığı konuşmasının tutuklamanın devamına gerekçe gösterildiğini, halbuki konuşmanın dokunulmazlıkların kaldırılmasından çok önce yapıldığını, tutuklanana dek defalarca yurtdışına çıkış yaptığını ve her defasında geri döndüğünü ifade etmiştir. Son olarak bu kapsamda tutukluluk süresinin uzunluğundan yakınmıştır.

Mahkeme kararında,  tutuklanan kişinin suç işlediğine dair makul şüphe sebeplerinin varlığı yanında,  tutukluluğun devamına karar verilebilmesi için yeterli ve ilgili başka gerekçeler sunulması gerektiğini, bu gerekçelerin kaçma riski, delilleri karartma veya tanıkları baskı altına alma riski, kamu düzenini bozma ya da yeniden suç işleme riski gibi gerekçeler olabileceğini,  bunların da özgürlüğünden mahrum edilen kişi bakımından bireysel ve özel olarak değerlendirilmek suretiyle somut olgulara dayandırılması, soyut ve genel iddialarla geçiştirilmemesi gerektiğini ifade etmiştir.

Bu bağlamda, suçun katalog suçlardan olmasının tek başına tutuklamanın devamı sonucunu doğurmaması gerektiği vurgulanmış, yine yargılama yapılan suç sayısının fazlalığı ve suçların karşılığı olan cezaların ağırlığının tek başına tutmayı uzun vadede haklı kılmayacağı belirtilmiş, soruşturma makamları huzurunda savunma yapılmamasının kaçma şüphesi doğuracak nitelikte olmadığını belirtilmiş, tutuklamanın devamına yönelik kararların gerçekten de somut dayanaktan yoksun, başvuranın somut ve güncel durumunu izah eden bir analize dayanmayan kararlar olduğu belirtilmiştir.

Kararda Mahkemenin,  Anayasa Mahkemesi kararına muhalif yönde görüş bildiren hakimin muhalefet şerhine önemle atıf yapıldığı görülmektedir. Muhalif görüş şerhinde başvurucunun belirttiği gibi, imkanı varken kaçma şüphesi oluşturacak somut bir eyleminin olmadığına dayanmıştır. Netice itibariyle Sözleşme’nin 5. maddesi 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

●       Ek 1 nolu protokol md.3 – Serbest Seçim Hakkı

Kararda ihlal edildiğine karar verilen bir diğer hak serbest seçme hakkını düzenleyen Ek 1 Nolu Protokolün 3. maddesidir. Başvurucu, serbest seçme hakkının, milletvekili seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkını kapsadığını, ancak tutukluluğun devamı yönündeki kararların bu hakkın kullanımını imkansız hale getirdiğini savunmuştur.

Mahkeme özellikle; demokrasinin Avrupa Kamu Düzeninin temelini teşkil ettiğini ve  Ek-1 nolu protokolün 3. maddesinin güvence altına aldığı hakların gerçek demokrasinin temelini oluşturduğunu, serbest seçimlerin, ifade özgürlüğünün ve bilhassa siyasi tartışma özgürlüğünün her türlü demokratik rejimin temelini teşkil ettiğini  vurgulamıştır.

Yine önceki kararlarına atıfla; mahkeme, ‘’Herkes için önemli olan ifade özgürlüğü bilhassa halk tarafından seçilmiş bir temsilci için değerlidir. Seçilen temsilci seçmenlerini temsil etmekte, seçmenlerinin kaygılarına dikkat çekmekte ve onların menfaatlerini savunmaktadır. Dolayısıyla bir muhalefet milletvekilinin ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler, mahkemenin daha sıkı bir denetim yapmasını gerektirdiği ifade edilmiştir( Castelss /İspanya 23.04.1992).‘’ demiştir.

Bu doğrultuda Türk Anayasa Mahkemesi’nin tutuklamanın serbest seçim hakkının kullanımı  ve milletvekilliği görevin devamına engel olduğu yönündeki kararını paylaştığını belirten Mahkeme, bir milletvekilinin tutuklanmasının tek başına ihlal olmadığını belirtmiştir. Ancak, Demirtaş özelinde tutukluluk süresinin uzunluğuna atıfla , makul gerekçeler sunulamadığını, alternatif tedbirlerin kararı veren mahkemelerce neden dikkate alınmadığının gerekçelendirilmediğini, Demirtaş’ın 1 yıl 7 ay boyunca milletvekili olarak görevde iken siyasi faaliyette bulunamadığını, bu sebeple temsil ettiği halkın görüşlerini ifade edemediğini ve bu yolla seçmenlerini temsil yetkisinin ortadan kaldırıldığını belirterek  Ek 1 nolu Protokolün 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

●       AİHS 18. Madde  – Sınırlandırmanın Sınırı

Kararın belki de en önemli kısmı 18. maddenin 5/3. maddesiyle ile birlikte  ihlal edildiği sonucuna ulaşılmasıdır ki, karar  Türkiye hakkında 18. maddenin ihlal edildiğine ilişkin ilk karar olma niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda 18. maddenin incelenmesinde fayda vardır.

AİHS in 18. maddesine göre: Sözü edilen hak ve özgürlüklere bu Sözleşme ile getirilen sınırlamalar, öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz. Bunun özü şudur: 18. madde ile güvence altına alınan, Sözleşmede öngörülen hakları sınırlandırmanın kötüye kullanılmasının önüne geçilmesidir.

Gerçekten de bu madde özerk olarak uygulanamamakta; ancak Sözleşme ile düzenlenen bir başka hakkın ihlalinin varlığı ile birlikte ileri sürülebilmektedir. 2000’li yıllara kadar İHAM‘in bu maddenin ihlali yönünden karar vermediği sonraki yıllarda verdiği kararlara bakıldığında ise  tutuklama ile ilgili olan ‘’kişi özgürlüğü ve güvenliği’’ hakkı ile birlikte değerlendirdiği görülmektedir. AİHM kişi özgürlüğünün md. 18 yönünden ihlal edildiğine ilişkin 2000’li yılların ortasında verdiği ilk kararlarında, tutuklamaların siyasi iktidarın ekonomik gündemi ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Ticari gündem ile ilgili olmayan ve doğrudan politik amaçlar taşıdığına kanaat getirdiği vakalar  ise 2012 ve 2013 yıllarında Lutsenko v Ukrayna(6492/11) ile Tymoshenko v. Ukrayna(29872/11) kararlarında görülmektedir.

Demirtaş başvurusunda ise özetle; tutuklamanın siyasi muhalefeti ortadan kaldırmak ve siyasi tartışmanın önünü tıkamak için yapıldığını, 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 tarihlerinde yapılan seçim sonucunda mevcut iktidarın Meclisteki çoğunluğu yitirmesinin ardından buna sebep olan parti olarak HDP’li yöneticileri hedef aldığını ve yargıyı siyasiler üzerinde bir baskı aracına dönüştürdüğünü, bu bağlamda Parlamenter Sistemden  Cumhurbaşkanlığı Sistemi olarak adlandırılan  rejime geçişte yapılacak önemli bir  referandum öncesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine ve sisteme yapılan yoğun eleştiri ve meclis çoğunluluğunun kaybedilmesi sebebiyle tutuklandığını, amacın sistem değişikliği gibi bir oylamada muhalefeti bastırmak ve sindirmek olduğunu ifade etmiştir.

Yine başvuruda 2007-2015 arasında HDP’li siyasetçiler bakımından düzenlenen fezlekelerin, özellikle 2015 yılında yapılan son seçimden ve  Cumhurbaşkanının dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik konuşmalarından sonra 3 katına çıktığını, dolayısıyla yargının Cumhurbaşkanı’nın doğrudan talimatlarına göre hareket ettiğini ve adli makamların bağımsız hareket etmediğini ifade edilmiştir.

Mahkeme kararında, müdahil tarafların görüşlerini dikkate aldığını belirtmiştir. İnsan Hakları Komiseri’nin kararda atıf yapılan görüşüne göre; Türkiye’de yargı gücünün bağımsızlığı ve tarafsızlığı güçlü biçimde aşınmıştır ve bu sebeple ifade özgürlüğü hakkının korunması zorlaşmıştır. Bu bağlamda Komiser, yalnız siyasetçilerin değil, gazetecilerin, öğretim görevlilerinin, ülkenin güneydoğusunda meydana gelen olaylar sebebiyle devletin sorumluluğuna işaret eden tüm hak savunucularının, belirgin biçimde ceza yargılamalarına maruz kaldığını ve ifade özgürlüğü ile özgürlük ve güvenlik hakkının gereksiz yere kısıtlandığının altını çizmiştir.

Mahkeme sözleşme ile korunan haklardan birinin kısıtlanmasının birden fazla amaca hizmet edebileceğini, bu amaçlardan gizli ve siyasi olanın ağırlık teşkil ettiği duruma göre 18. maddenin ihlalinin gündeme gelebileceğini belirtmiştir. Bu kapsamda, izlendiği iddia edilen gizli amacın süresini, etkileri ile amacın niteliği ve suçlanabilirliğini, her dava özelinde ayrı değerlendirmek gerektiğini vurgulamıştır.

Mahkeme somut olayda yaptığı değerlendirmede, muhalefet milletvekilleri ya da siyasetçilerinin tek başına ceza yargılamasına maruz kalmaları ya da tutuklanmalarının, halk oylaması sırasında olsa bile otomatik olarak izlenen amacın sınırlamak olduğunu işaret etmediğini, gerçekte mahkemenin çok yüksek bir eşiğin aşılması durumunda ihlal kararları verdiğini ifade etmiştir.

Daha önce Demirtaş  hakkında verilen ilk tutuklama kararının makul nedenlerle yapıldığını tespit ettiğini vurgulayan mahkeme, İnsan Hakları Komiserliği Memorandumu, Anayasa Değişikliklerine ilişkin Venedik Komisyonu Raporu ve Uluslararası Af örgütünün 2017/2018 raporunu dikkate aldığını, bunların başvurucunun 2014 yılından bu yana bulunduğu politik konum, ülkede belirgin ölçüde gerilen siyasi iklim, dokunulmazlıkların kaldırılması akabinde muhalif milletvekillerinin tutuklanmış olması, tutukluluğun gerekçesi açıklanamayan biçimde devam ediyor olması ve bilhassa ulusal mevzuatın muhalif sesleri bastırmak için kullanıldığına ilişkin İnsan Hakları Komiseri’nin görüşlerini dikkate almış, ilk başta tutuklanmış olsa da tutukluluğun uzatılmasının altında siyasi nedenler bulunduğunu düşündürdüğünü ifade etmiştir. Son olarak siyasi nedenlerin ağır basıp basmadığına ilişkin değerlendirme yapan mahkeme, davalı devletin başından beri tüm hukuk sistemini kötüye kullandığı gibi bir değerlendirme yapılmasa bile siyasi iklimin  tutuklamanın devamına yönelik kararlarda belirleyici olduğunu ifade etmiş, çok yüksek bir eşiğin aşıldığına kanaat getirerek 18. maddenin 5. madde 3. fıkra ile birlikte ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Sonuç Yerine :

Yukarıda da belirttiğimiz üzere tutukluluk süresinin uzunluğu ve hukuken gerekçelendirilmemiş olması, serbest seçim hakkının engellenmesi ve nihayet tutukluluğun siyasi nedenlerle uzatılmış olduğu yönündeki tespitler çok kıymetlidir.

Gelinen noktada karar Demirtaş’ın serbest bırakılması sonucunu doğurmasa da,  özellikle Türkiye bakımından ilk olma niteliği taşıyan 18. maddenin ihlali yönündeki karar, Türk Yargısının bağımsızlığına yaptığı vurgu ve uzun vadedeki etkileri bakımından önemsenmelidir. İHAM kararının bu kısmı, Türkiye bakımından gerçekten kaygı uyandırmalıdır. Zira karar, ulusal mevzuatın, iktidarı elinde tutan siyasi parti tarafından, kendisine muhalif kesimler üzerinde sindirme ve susturma politikası aracına dönüştüğü, bu noktada yargının bazı kurum ve kişilerin baskısı altında olduğu ve buradan gelen  talimatla hareket edebildiği şeklinde okunmalıdır.

Yine Ek 1 Nolu Protokolün 3. maddesinin ihlaline ilişkin tespitler de Türkiye’de demokrasinin Anayasa’da yer alan; ancak içi boşaltılan bir kavram olduğunu gözler önüne sermektedir. Zira Mahkeme değerlendirmesinde Avrupa Kamu Düzeninin temeli olan demokrasinin, kendini serbest seçim hakkında, ifade ve siyasi tartışma özgürlüğünde gösterdiğini ancak Türkiye’nin bu temel hakları, önemli bir siyasi figür haline gelmiş Demirtaş özelinde ihlal ettiğini belirtmiştir.

Kararda önemsenmesi gereken bir diğer mesele, tutuklamaya neden olan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Anayasa değişikliğinin  ne hukuki yönden ne de 18. madde bağlamında değerlendirilmemiş olmasıdır. Bu  mahkemeyi  tutuklamanın hukuki olduğu sonucuna ulaştırmış,  ve tutuklamaya neden olan beyan ve sözleri ifade özgürlüğü bağlamında da değerlendirmemiştir.

Yine mahkemenin, AYM‘nin başvuruyu değerlendirme süresinin kısa sayılmasa da makul bulmuş olması, soruşturma dosyasındaki gizlilik kararının silahların eşitliği ilkesine aykırı bulunmayışı, başvuranın avukatlarının soruşturmalara ve tutuklamaya maruz kalması gibi durumların da Sözleşmeye  aykırı unsurlar taşımadığı belirtmesi de göz önünde bulundurulması gereken hususlardır.

Av. Melike Öztürk

Leave a Reply

Your email address will not be published.