Hukuk Öğrencisi Ezgi Kaya Yazdı; Evlilik İçinde Cinsel Saldırı

Türk Ceza Kanununun Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar bölümü altında cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki ve cinsel taciz suçları düzenlenmektedir. Bu yazının konusunu, toplumda sıkça, fiziksel teması dışlayan cinsel taciz ile karıştırılan cinsel saldırı suçu ve bunun evlilik birliği içerisinde gerçekleşen hali oluşturuyor. Cinsel saldırı suçu kadın ve erkek tarafından işlenebiliyorken bu yazıda toplumda sıkça karşılaştığımız, evlilik içerisinde kadınların uğradığı cinsel saldırı incelenecek.

Cinsel saldırı suçunu tanımlamak için öncelikle ilgili kanun maddesinin ilk iki fıkrasına bakmak faydalı olacaktır. Buna göre:

Cinsel saldırı

Madde 102- (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.)

(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan

on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar

hapis cezası verilir.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az

olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması

mağdurun şikâyetine bağlıdır.

Günümüzde Türkiye’de cinsel saldırı suçunun temel şeklinin eşe karşı işlenemeyeceği, nitelikli şeklinin ise (yani organ veya başka bir cismin penetrasyonu)  şikayete bağlı olarak işlenebileceği kabul ediliyor. Yani Türkiye’de hala, eşine rızası olmadan cinsel amaçla fiziksel temasta bulunmak nitelikli hal oluşmadığı sürece cinsel saldırı suçunu oluşturmuyor. Daha iyi anlaşılması adına konuya ilişkin bir Yargıtay kararı paylaşalım:

“Eşe karşı işlenen cinsel suçlarda cinsel saldırının sadece nitelikli halinin -tecavüz suçu olarak- TCK.nın 102/2. maddesinin ikinci cümlesinde şikâyete tâbi suç olarak düzenlenmesi, cinsel saldırı suçunun basit halinin eşe karşı işlenmesinin ise suç olarak düzenlenmemesi karşısında, olay tarihinde mağdure ile resmi evli olan sanığın eşinin rızası hilafına onu kendisine doğru çekerek sarılıp öpmesi şeklindeki eyleminin TCK.nın 102/1. maddesindeki basit cinsel saldırı suçu olarak tanımlanan suçu oluşturmadığı gözetilmeden sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 14.Ceza Dairesi – Karar: 2014/1689).”

Kadın bedenine yönelik rıza olmadan gerçekleştirilen cinsel amaçlı bir davranışın cinsel saldırı olarak kabul edilmemesi, gündelik yaşamda kadına yüklenen rollerin ceza hukukundaki bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Ailenin toplumun çekirdeği olduğu algısı ve bu tabloda kadının “yuva kuran” rolü kendisine kocasının isteklerine boyun eğme görevini de yüklüyor. Buna karşı hukuk normlarındaki değişikliklerin gerekliliğini fakat bunun yeterli olmadığını hatırlayalım ve daha sonra tekrar değinmek üzere devam edelim.

Evlilik içi cinsel saldırı suçunun handikaplarından biri de şikayete bağlı olması. Yapılan çalışmalar cinsel suç mağdurlarının suçun ortaya çıkarılmasında çeşitli sebeplerle isteksiz olabildiğini gösteriyor (Örneğin, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından yapılmış bir anket çalışmasında ankete katılan 1133 kişiden sadece 31 tanesi aile içi cinsel şiddete ilişkin sorulara yanıt veriyor.). Bunda, devletin kadın düşmanı politikaları, karşılığında göreceği şiddet, korunma ihtiyacının karşılanamayacağı düşüncesi, kadına yüklenen utanç duygusu, unutmaya çalışma, kendisinin ispat etmesi gerektiğini düşünmesi ve bunu nasıl yapacağını bilememesi, evlilik içi cinsel saldırının uzun süre suç olarak kabul edilmemesi, suçun kutsallaştırılan aile içerisinde “mahrem” bir alanda gerçekleşmesi sebebiyle suç olarak görülmemesi gibi birçok şey etkili. Ayrıca, yine bazı araştırmalar cinsel saldırı eylemlerinin şiddetin başka türleri ile beraber gerçekleştiğini de gösteriyor. Özellikle aile içerisinde cebir ve tehdit yoluyla şikayeti geri çektirmek oldukça kolay.

Cinsel saldırı suçu ile ilgili özellikle adli tıp uzmanları tarafından tartışılan bir konu da saldırı sonrası yapılan ruhsal değerlendirme(26.09.2014 yılında kabul edilen TCK cinsel saldırı suçunun nitelikli hallerinde mağdurun “beden veya ruh sağlığının bozulması hali”ne yer vermişti. Bunun sebep olduğu tartışmalar sonucu da yapılan değişiklik ile çıkarılmıştı.).  Günümüzde uygulamada bu değişiklik sonrası ruhsal değerlendirmenin ihmal edildiği yönünde görüşler var. Adli tıp uzmanları fiziksel veya genital muayene ile tespit edilen bulguların tanı koymada bazen yeterli olmadığını dile getiriyor. Ayrıca ruhsal değerlendirme isteminin yargı mensuplarının inisiyatifinde olması ve psikiyatri uzmanlarının görüşünü almaya direnç gösterilmesi de başka bir dayanak olarak gösteriliyor. Tüm bunların yanında ruhsal değerlendirmenin de tanımlayıcı bir öge olduğu düşünülmemelidir. Bu konuda CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi) tanımlayıcı öge olarak “rıza” kavramını göstermektedir. Buna göre rızanın olmadığı cinsel edimler tecavüzdür.

Evilik içi cinsel saldırıya ilişkin daha geniş bir perspektif kazanmak için tarihsel olarak biraz geriye gitmek gerekiyor. Buradaki “geri” kavramı bizi kısas geleneğine kadar götürebilecek olsa da yalnızca 20. Yüzyılda başlayan tartışma ve değişikliklere değinilecek. Türkiye’de evlilik içinde  rıza olmayan cinsel ilişkilere ilişkin ilk düzenleme medeni hukuk alanında yapılıp ceza hukukunun konusu olmamıştır. Medeni hukukta ise yalnızca içtihatlarla “aşırı derecede veya zorla cinsel ilişkiye girmek ve anal yolla cinsel ilişkide bulunmak” gibi sebepler ile boşanma davası açma hakkı tanınmıştır. Ceza hukukunda ise 2005 yılına kadar yer almamış, 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ile günümüzdeki hali düzenlenmiştir. Eski TCK(765 sayılı) cinsel suçları “genel ahlak ve aile düzenini” koruyan hükümlerle ele almıştır. Yani bireyin cinsel dokunulmazlığı uzun yıllar hukukumuzda konu olmamıştır. Ülkemizde 1990’lı yıllarda hukuk alanında yapılan bu tartışmalar ABD ve Batı Avrupa’da 1970’li yıllarda yapılmıştır. Şu anda ülkeler evlilik içi cinsel saldırı suçunu açıkça düzenleyen, sessiz kalıp öğretiye bırakan veya kabul etmeyenler şeklinde sınıflandırılabilir.

Türkiye’de ve dünyada hala tartışmaya açık olan bu konu hakkında basit internet araştırmaları ile yaşanan, gündeme gelmeyen vakalar ile ilgili çarpıcı sonuçlara ulaşılıyor.

Örneğin, Adli Tıp Uzmanları Derneği’nin bir yayını olan Adli Tıp Bülteni’nde yer verilen, Türkiye’de yapılan bir çalışmaya göre aile içi şiddet nedeniyle yargıya başvuran kadınların %64’ünün evlilik içi cinsel saldırıya maruz kaldığı saptanıyor.

 Kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin gündemden düşmediği ülkemizde hukuk alanı da el değmesi gereken bir alan olarak duruyor. Hukuk mücadelesi bu noktada ne kadar gerekli olsa da yeterli değildir ve ceza odaklı bir yaklaşımdan uzak durulmalıdır. Bu yazıda “Kadının kurtuluşu nasıl olur?” sorusunu yanıtlamak gibi bir amaç ve imkan olmadığından iktisadi temeli değiştiren bir devrimden önce güncel mücadele başlıklarının kenarda beklemeyeceğini hatırlamak yerinde olacaktır. Bu noktada, kadının yalnızca korunması gereken bir noktada ve savunma hattında yer almadığı yaklaşımları, özsavunma hakkına yönelik adımları, dayanışma örneklerini, politik somut hedefleri içeren bütünsel bir mücadeleye ihtiyacımız vardır.

KAYNAKÇA:

*Murat Dülger, Evlilik Birliği İçinde Gerçekleşen Nitelikli Cinsel Saldırı Suçu, Bu Suçun Mağdurlar Üzerindeki Etkileri ve Mağduru Korumaya Yönelik Alınabilecek Önlemler, http://dulger.av.tr/2018/07/09/evlilik-birligi-icinde-gerceklesen-nitelikli-cinsel-saldiri-sucu-bu-sucun-magdur-uzerindeki-etkileri-ve-magduru-korumaya-yonelik-alinabilecek-onlemler/

* https://alpersarica.av.tr/cinsel-saldiri-ve-evlilik-ici-tecavuz/

*Adli Tıp Bülteni, 2017, 22(1): 40-44

*Ebru Pektaş, Cinsellik Şiddet Emek, İleri Kitaplığı Yayınevi, 2017

Leave a Reply

Your email address will not be published.