Hukuk Öğrencisi Buse Sezen Yazdı; Sendika Neydi?

Seçimler, vaatler, iddialar, polemikler, stratejik hamleler vs. arasında odağımız dağılmış olsa da Türkiye hala ekonomik krizin pençesinde çırpınıp duruyor. Bir yandan ekonomik kriz, bir yandan siyasal kriz, bir yandan gasp edilen tazminatlar ve haklar işçi sınıfını için işi daha kritik ve aşılması güç bir hale sokmuş durumda.

Sınıfın nihai kurtuluşu için verilen savaşın yanı sıra, kısa vadede işçi sınıfının özgü taleplerini dile getirebileceği tek alan sendikalar olarak gözüküyor.

Peki sendika neydi? Kavram olarak neyi ifade eder? Bir hak olarak nasıl ele alınır? Tarihte nasıl ortaya çıktı ve etkisi ne oldu? Bu soruların yanıtını bu yazı ile vermeye çalışacağım.

Kavramsal Giriş

Sendika kelimesi  sözlükte İşçilerin veya işverenlerin iş, kazanç, toplumsal ve kültürel konular bakımından çıkarlarını korumak ve daha da geliştirmek için aralarında kurdukları birlik” şeklinde tanımlanmaktadır.

Anayasa’da sendikalar için açık bir tanıma yer verilmezken 6356 sayılı Kanunda ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nda Anayasada öngörülen esaslar çerçevesinde bir tanıma yer verilmektedir. 6356 sayılı Kanunda sendikalar, “İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar” şeklinde tanımlanmaktadır.

Bu tanım gayet açık ve yerinde bir tanımdır. Erken demokratikleşmiş, köklü ülkelerde devletin işçi ve işverenle diyaloğunu sendikalar üzerinden kurduğunu görürüz. Sendikalar her iş kolu için temsil niteliği taşıyan ve dayanışma yolu ile ortak çıkarı koruyan mekanizmalar olarak var olurlar.

Ayrıca Anasaya Mahkemesi’nin (AYM) bir kararında bu durumun şu şekilde ifade edildiğini görürüz: “Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütleri kurabilmeleri sosyal hayat için oldukça önemlidir. Demokrasilerde böyle bir “örgüt”, devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara sahiptir. Çalışma hayatında kendi üyelerinin menfaatlerinin korunmasını amaçlayan örgütler olan sendikalar, bireylerin kendi menfaatlerini korumak için kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır.

Bu noktada sendikaları meslek kuruluşları ile ( barolar, tıp odaları, meslek odaları vs. ) karıştırmamak gerekir. Meslek odalarına katılım zorunlu iken sendikalara üyelik üyenin serbest iradesine bırakılmıştır.

Hukuki Boyut

Öncelikle sendika kurma hakkının “insan hakları” kapsamında ikinci kuşak haklar arasında yer aldığını belirtelim. İkinci kuşak haklar, sosyal haklar olarak isimlendirilirler.Sosyal haklar, burjuva devrimlerinden sonra sınıfsal mücadelenin yoğun olduğu dönemlerde, uzun uğraşlar sonucunda kazanılan haklardır. Sendika kurma hakkı bu haklar içerisinde en önemli yere sahip olanıdır. Önemi; hem siyasi, iktisadi  ve sosyal hayatta tuttuğu kritik yerden hem de sınıf mücadelelerinin uğruna en çok bedel ödenen kazanımlarından biri olmasından kaynaklanır.

Sosyal hakların genel bir özelliği bu hakların kullanılabilmesi için devletin pozitif edimine ihtiyaç duyulması ve bunun kanunla devlete yüklenen bir sorumluluk olmasıdır. Yani devlet bu hakkını kullanması için bireyi teşvik etmek ve her türlü desteği sağlamakla yükümlüdür. Sosyal haklar içinde istisna olarak negatif statü haklar arasında yer alan tek bir hak vardır, o da sendika hakkıdır. Ancak negatif statüde olması bu hakkın kullanılmasının devlet tarafından engellenecek, zorlaştırılacak olması anlamına gelmez. Devlet yalnızca kural olarak taraflara karışmayacakır.

Ayrıca sendika hakkı kişinin örgütlenme hakkının bir yansımasıdır. Örgütlenmek, yurttaşların temel hakları arasındadır. Her yurttaş hak ve menfaatleri için, önceden izin almaksızın hak ve menfaatlerini savunacak herhangi bir örgüte üye olabilir ve faaliyet gösterebilir.

Anayasa’mızın 51. maddesi “Sendika Kurma Hakkı”nı tanımaktadır.

MADDE 51-

Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.

Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.

Sendika kurma hakkının bu maddedeki gibi yalnızca sendika kurma ve buraya üye olma şeklinde sınırlandırılması mümkün değildir. Böyle bir sınırlandırma sendikayı tümden işlevsiz kılar. Sendika kurma hakkı kurulan tüzel kişiliğin varlığının ve faaliyetlerinin de güvence altına alınmasını gerektirir. AYM bir kararında “Sendika hakkı, çalışanların ve çalıştıranların sadece istedikleri sendikaları kurmaları ve bunlara üye olmaları yolunda bir hakla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda oluşturdukları tüzel kişiliklerin varlığının ve bu tüzel kişiliklerin kendine özgü faaliyetlerinin garanti altına alınmasını da içermektedir. Üyelerinin ekonomik, sosyal ve kültürel ortak menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacıyla kurulan sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının, iş uyuşmazlığı çıkarması, toplu görüşme ve toplu sözleşme yapması, grev ve lokavt kararı vermesi ve uygulaması da sendika hakkı kapsamında yer almaktadır. diyerek sendikaların varlığını anlamlı kılmış ve bir bütün olarak ele alınmasını desteklemiştir.

Sendika hakkının Anayasa’mızda yalnızca belirli bir amaç doğrultusunda (çalışma ilişkilerinde menfaatleri koruma amacı) kurulabiliyor olması bazı yazarlarca çağdışı bir anlayış olarak yorumlanmaktadır. Kanımca bu yerinde bir eleştiridir. Yukarıda bahsettiğimiz kurma ve üye olma dışında kalan toplu sözleşme, grev, lokavt kararı gibi etkinliklerini, ayrıca mesleki anlamda eğitim de amaçlayan sendikaların bu eğitici yönünü de ikinci plana itmektedir.

Anayasa’mızın 53. Maddesinde “Toplu İş Sözleşmesi İmzalama” yetkisi ele alınır. 54. madde ise “Grev Hakkı ve Lokavt” yan başlığını taşımaktadır.

MADDE 53-

“İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler” (m.53/1) “Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.(m.53/3)

MADDE 54-

“Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.(m.54/1)

6356 sayılı Kanunda:

Grev, “işçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla, aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarına”(m.58/1);

Lokavt ise, “İşyerinde faaliyetin tamamen durmasına neden olacak tarzda, işveren veya işveren vekili tarafından kendi kararıyla veya bir kuruluşun verdiği karara uyarak, işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasına” (m.59/1) denilir.

Anayasal olarak sendikaların bağımsız birer örgüt olması amaçlanmıştır. Sendikanın bağımsız olması ilkesi serbest kuruluş ilkesini tamamlayan bir unsurdur. Özel hukuk tüzel kişiliği olarak sendikalar, yalnızca devletten bağımsız hareket ediyor olmakla yükümlüdür. Bu ilke devletin sendikalara müdahalesini sınırlandırmak için mevcuttur. İdeolojik, sosyal, siyasi herhangi bir görüşü savunmama zorunluluğu kastedilmemiştir.

Sendika özgürlüğünün bir diğer önemli unsuru sendika çokluğu ilkesidir. Sendika çokluğu ilkesine göre işçiler dilerlerse işyeri, meslek, iş kolu sendikası kurabilirler. İşçiler dilerlerse bunların hepsini birden kurar, dilerlerse üst örgütler federasyon, konfederasyon çatısı altında örgütlenebilirler.

Sendika hakkının Türkiye’nin taraf olduğu Evrensel İnsan Hakları Bildirisi’nde, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde, Avrupa Sosyal Şartı’nda, başta  Örgütlenme  Özgürlüğü Sözleşmesi  ile Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi olmak üzere ilgili Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri ve birçok uluslararası sözleşmede özel olarak düzenlendiğini; uluslararası sözleşmelerin taraf olunan devletlerce kanun niteliğinde kabul edildiklerini de ayrıca belirtmek gerekir.

Tarihsel Süreç

Sendika hakkının, ve tüm ikinci kuşak hakların, Sanayi  Devrimi’nden sonra kapitalist üretim düzeninin ortaya çıkması ile burjuva devrimlerinin ilerici ayağının genel olarak bittiği, işçi sınıfının kendi menfaatlerini kendisinin koruması gerektiğini anladığı bir dönemde ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

1650’li yıllarda İngiltere’de buhar enerjisinin üretimde kullanılması ile gerçekleşen Sanayi Devrimi, kapitalist üretim sisteminin ilk adımıydı. Zanaatkarlar ve çiftçiler dışında çalışan sınıfına asıl dinamikliğini verecek olan işçi sınıfı ortaya çıkardı.

Marx’ın, “modern sanayiin ilk yarattıkları” diye adlandırdığı işçi sınıfının sayısı ve genel nüfus içindeki oranı büyük bir hızla artmaya başlamıştı. Daha önceki dönemlerde, orta çağda toplumun en kalabalık kesimini oluşturan alt orta sınıflar gittikçe azalmış; sonunda, bir yanda az sayıdaki zengin sermayedar zümreden, diğer yandan ise sefil işçi yığınlarından oluşan bir sosyal yapı ortaya çıkmıştı. Bu gelişmeler içerisinde, İngiltere’de köylü sınıfı adeta silinmiş, büyük bir kısmı şehirlere göç ederek işçi yığınlarına katılmış, tarımda kalanlar da ücretli statüsüne geçmişlerdi.

18. yüzyıldan itibaren sanayi işçilerinin koşulların iyileştirilmesini amaçlayan eylemlere katılımı giderek artış göstermiştir. Genelde sorunu çözmek için bir araya gelip çözene kadar birlikte mücadele veriyor ve çözüme ulaştıktan sonra dağılıyorlardı. Bazı mesleklerde, hasta ve işsiz üyelere yardım eden devamlı işçi birlikleri vardı. Bunlardan bazdan, asgari bir ücret tespiti yolundaki taleblerini işverenlere kabul ettirebilecek, birliğe üye olmayanların istihdam edilmelerini engelliyebilecek, çıraklar için asgari bir çalışma yaşı sınırı belirleyebilecek kadar güçlü idiler ve şiddet kullanmaktan çekinmiyorlardı.

Ancak, bu işçi birlikleri İngiliz hukuku tarafından meşru sayılmıyor, “fesat hareketi” olarak değerlendirilerek mensupları yargılanıyordu. 1720 yılında işverenler parlametoya bir kısım isteklerini kabul ettirmişler ve grev hakkına önleyici bazı tedbirler getirtmişlerdir. 18. yüzyıl sonlarında ise çıkarılan iki kanunla işçilerin sendikalaşmaları ve grev yapmaları yasaklanıyordu.

Bir süre sonra bu yasak işçileri bireysel ve sözlü yollar kullanarak ulaşamadıkları talepleri karşısında şiddet yoluna başvurmaya yöneltmiş ve hem parlamento hem de işverenler için korkutucu olmaya başlamıştı. Bunun üzerine 1824’te işçi birleşmelerini yasaklayan kanunlar iptal edilerek işçi kuruluşları yasal bir hale geldiler. Dünya üzerinde bir hak olarak sendikalar ilk kez bu şekilde ortaya çıktı.

Sonraki yıllarda bir fabrikatör olan Robert Owen’ın kendi fabrikasında şartları iyileştirmeye yönelik hareketleri dikkatleri çeker. Owen, çocuk işçiliği yasaklamış, çalışma saatlerini düşürmüş, yemek molası hakkı tanımış, işçilere kar amacı gütmeden gıda sağlayan bir fon kurmuş, tıbbi bakım imkanları sağlamıştır.

Yalnız Owen işçi sınıfının kurtuluşunun 200-300 kişilik kooperatifler sayesinde olacağını öne sürmüş ve “Üretici Sınıfların Büyük Millî Manevi Birliği” adlı bir sendikal örgütün kurulması için gayret göstermiştir. Bu örgütte faaliyet gösterenlerin sürülmesi üzerine başarısızlıkla sonuçlanan bir girişim olsa da Owen’ın dünya üzerinde büyük etkileri olmuştur. Owen’ın işçilerin genel oy hakkından bile mahrum olduğu bir dönemde bunları gerçekleştirmiş olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

1850’li yıllardan itibaren yalnızca vasıflı işçilerin üye olabildiği disiplinli bir sendika modeli ortaya çıktı. Bu modelde grev gibi büyük kararları merkezden vasıflı işçiler alıyor, toplu sözleşmeler yine bu merkezden imzalanıyordu. Aynı zamanda yardımlaşma olanağı sağlıyorlardı.

Sendikacılık ancak 1890’Iardan sonra, vasıflı işçi ve zanaatkarlardan, vasıfsız ve daha düşük vasıflı işçilere intikal etmeye başladı. 1888’de Londra’da, son derece düşük ücret alan işçi kızlar başarılı bir grev yaptılar. 1889’da on bin işçi Londra limanını felç etti, sonunda büyük bir zafer kazandılar. Bu başarılar, vasıfsız ve mevsimlik işçilerin örgütlenemeyeceği inancını yıktı. Aynı tarihlerde, “siyah ceketliler alayı (öğretmenler, kâtipler, mağaza işçileri, memurlar, müzisyenler, aktörler) da fiyatların devamlı yükselişi karşısında geçim düzeylerini ancak birleşerek koruyup geliştirebileceklerini farketmeye başladılar. 1892 ile 1913 arasında İngiltere’deki sendikalann üye sayısı 1.600.000’den 4.100.000’e yükseldi. (Heaton-II: 358)

Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde de sendikaların üye sayısında büyük artışlar oldu. 1920 yılında üye sayısı 8,5 milyona ulaşmıştı. Ekonomideki bu gelişmeyle birlikte görülen fiyat artışları üzerine ücretleri de artırmaya dönük grevler; daha sonra ekonomideki gelişmenin durgunluğa ve gerilemeye dönüşmesi ile bu sefer ücret düşüşlerini önlemeye dönük grevler yaygınlaştı. 1919-1921 yıllan arasında, 3 yılda, 6 milyon işçiyi kapsayan 3700 anlaşmazlık, 150 milyon işgücünün kaybına yol açtı. Ekonomideki daralma ve fiyat düşüşleri sürerken, ücretlerin düşmesini önleme çabaları başarılı olamadı. Direnen işçiler, işverenlerin lokavt uygulamaları ile karşılaştılar ve yenilgiye uğradılar.

1926 yılındaki kömür madenleri ihtilâfında işçiler, İşçi Sendikalan Kongresi Genel Konseyi’nin de desteğini kazandılar. Konsey, Mayıs’ta genel grev çağrısı yaptı. Dokuz gün boyunca trenler, otobüsler çalışmadı, gazete basımı, inşaat işleri, elektrik üretimi tümüyle durdu. Grev liderliğinin kararsız tutumu, hükümetin kesin tavrı ve halkın tepkisi karşısında grev kırıldı. Maden işçileri Kasım ayına kadar direnmelerini sürdürdüler. Grev, kömür endüstrisi yanında, başka bir çok alanı da etkiledi. Parlemento, genel grevi yasaklayan; aidat vermeyi kesin olarak kabul ettiğini belirten üyelerin dışında, politik aidat toplamaktan sendikalan men eden bir kanun çıkardı.

Ağır koşullar yine öfkeye sebep oldu ve 1945 seçimlerinde İngiltere’de İşçi partisi büyük zaferini elde etti, 400 koltuk kazanarak Avam Kamarasmda ezici bir çoğunluk sağladı. Böylece ilk defa, programındaki ekonominin sosyalizasyonuna dönük ilkeleri uygulama imkânını buldu. 1946’da Bank of England; 1947’de kömür madenciliği; 1948’de iç ulaşım kamulaştırıldı.

Türkiye’de sendikalar Batı’ya göre çok ileri tarihlerde ortaya çıktı.

İmparatorluk döneminde bilinen ilk işçi hareketleri 1830’lu yıllarda tarım işçilerinde görüldü. Bunlara karşı İmparatorluğun çıkardığı “nizamnameler” oldukça sertti. Üretimin durdurulması (grev) vatan hainliği olarak değerlendirilerek ölümle cezalandırılıyordu.

Kasımpaşa Tersanesi İşçileri ve Beyoğlu Telgrafhanesi İşçileri tarafından 1872 yılında gerçekleştirilen grevler de ilk grevler olarak kabul edilmektedir.

İşçi sınıfını belirginleştiren sanayi atılımı 1930’lu yıllarda cumhuriyetin ekonomi politikaları sayesinde ortaya çıktı. Şeker fabrikaları, Sümerbank, Kömür işletmeleri, Karabük Demir Çelik, Türk Petrolleri gibi fabrikalar açıldı lakin sendikalaşma yasaktı.

İkinci Dünya Savaşının sonrasında Sovyetler Birliği’nin zaferi dünyaya demokrasiyi düşündürmüştü. Türkiye de çok partili düzene geçti. 1945 ve 1946 yıllarında Çalışma Bakanlığı, İş Bulma Kurumu ve İşçi Sigortaları Kurumu kuruldu.

1947 yılında ilk Sendikalar kanunu çıkartıldı. Ancak bu anlamsız bir kanundu zira toplu sözleşme, grev hakkı tanınmıyordu. 1952 yılında Türk-İş sendikası kuruldu ama devletin işçileri denetim altına alma mekanizması olmaktan öteye gidemedi.

1961 Anayasasında ilk kez “grev hakkına” yer verildi.1963 de yeni bir Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu Sözleşme Grev Yasası çıkarıldı.

1966’da yaşanan Paşabahçe grevine dayanışma gösterilmesi konusunda Türk-İş’e bağlı sendikalar arasında görüş ayrılığı çıktı. Dayanışma göstermek isteyen sendikalar; Sendikalar Arası Dayanışma (SADA) biçiminde birleşerek, greve sahip çıktılar. Türk-İş bu sendikaların üyeliklerini askıya aldı.

13 Şubat 1967 tarihinde, bu sendikalardan T. Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş, Gıda-İş ve Zonguldak Maden İşçileri Sendikalarını kurdular. 1960-1980 arası dönemde ülkedeki siyasal yaşamın da zenginliğine bağlı olarak çok sayıda sendika kuruldu. Uzun ve etkili grevler, direnişler yaşandı. Yine aynı yıl DİSK kuruldu.

1970 yılının 15-16 Haziran’ında Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri yaşandı. 274 sayısı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Grev ve Lokavt Kanununda değişiklik yapılması için ayrı ayrı taslak hazırladı. Bu taslaklar komisyonda birleştirilerek tek taslak haline getirildi ve Meclise sevk edildi. “Güçlü sendikacılık yaratılması” iddiasıyla gündeme gelen değişikliğin asıl amacı sendikal örgütlenmenin ve grev hakkının kısıtlanmasıydı.

DİSK üyeleri bu yasayı kabul etmediklerini dile getirdiler ve Anayasal Direniş Komiteleri kurdular. 15 Haziran 1970’te protesto eylemleri başladı. İlk gün 70 bin işçi ilk önce fabrikalarına girip çalışmadan beklediler. Daha sonra fabrika dışına çıkarak yürüyüşe geçti. İşçiler Başbakan Süleyman Demirel’in kardeşi Şevket Demirel’in ortağı olduğu Haymak fabrikasını işgal edince Kartal Maltepe’deki 2. Zırhlı Tugay’a ait birlikler fabrikayı kuşattı.

16 Haziran 15 Haziran’a göre daha kalabalıktı.İşçi sayısı 150 bini geçmişti.Polis işçilere silahla ateş açtı. Çıkan çatışmalarda çok sayıda işçi yaralandı, ölen işçiler oldu.

16 Haziran akşamüstünde İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edildi. 21 DİSK yöneticisi gözaltına alındı, 5 binin üzerinde işçi önderi işten atıldı. Yasa değişikliğine direnen pek çok fabrikanın işçisi üretimi durdurma eylemine devam etti. Bu nedenle bazı sanayi bölgeleri askeri birlikler tarafından denetim altına alındı.

Bu büyük direnişin ardından Mecliste kabul edilen tasarı 16 Haziran’da Cumhuriyet Senatosu’nda gündeme geldi. Tasarı yapılan değişikliklerle Cumhurbaşkanı’na gönderildi. Tepkilere karşın Cumhurbaşkanı yasayı 6 Ağustos’ta onayladı. Bunun üzerine TİP ve direniş üzerine tavır değiştiren CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Mahkeme 8-9 Şubat 1971 tarihinde aldığı kararla yasayı iptal etti. Sendikal yasalardaki değişiklikler ancak 1980 darbesiyle yapılabildi.

Son Söz

Sendika hakkı işçi sınıfının büyük mücadeleler sonucunda elde ettiği bir haktır. Bu hakkın devletle ve sermaye ile işbirliği yaparak sınıfa ihanet edeceklerin eline bırakılmaması; uğruna harcanan emeğin, ödenen bedellerin farkında olunması kritiktir. İşlevsizleştirilmeye, içi boşaltılmaya çalışılsa da kısa vadede sendikalar, kapitalizm karşısında bireysel olarak herhangi bir değeri bulunmayan işçinin, sınıf bilincini kazanmasıyla birlikte; ses çıkarabileceği, insanca bir yaşamın koşullarını arayabileceği yegane topluluklar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sendika üzerine bunca yazdıktan sonra bu soruyu açık yüreklilikle cevaplayabilirim artık:

Sendika neydi? Sendika gerçekten de emekti.

İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi – Buse SEZEN

Kaynakça:

https://www.evrensel.net/haber/115298/buyuk-isci-direnisi-15-16-haziran
http://www.medipol.edu.tr/Document/Galeri/Dokuman/hukuk_dergisi/mesut_aydin_2016_2_3.pdf
https://dergipark.org.tr/download/article-file/9610

Leave a Reply

Your email address will not be published.