Hukuk Öğrencisi Buse Sezen Yazdı; Çocuk Hakları, Sözleşmeler Ve Gerçekler

“Çocuklar bir milletin rüyalarıdır.Rüyaları çalınmış bir millet ise cesetten farksızdır.”

Kanunlarımızda çocuk, daha erken yaşta ergin olsa bile onsekiz yaşını doldurmamış kişi olarak tanımlanıyor. TÜİK verilerine göre Türkiye’de nüfusun %29’unu 0-17 yaş arası çocuklar oluşturuyor. Yani ülkemizde henüz kalbi güzellikten ve iyilikten başka bir şey bilmeyen; sevgiye, ilgiye, korunmaya, bakıma muhtaç milyonlarca çocuk var…

Peki biz çocukları yeterince koruyabiliyor muyuz? Hem ulusal hem de uluslararası düzlemde çocuklar için verdiğimiz sözleri yerine getiriyor muyuz? Çocuklar hepimizin en hassas noktası diyoruz fakat çocuk hakları ihlallerine ne kadar duyarlıyız? Çocuklar kendi haklarını koruyabilme yetisine sahip değiller. Dolayısıyla her yetişkin bu soruları kendine sormalıdır.

Soruları cevaplamadan ve hak ihlallerine geçmeden önce Anayasa’mızda, kanunlarımızda ve uluslararası sözleşmelerde tanınan çocuk haklarını inceleyelim.

Yazımızda kullanılan tüm görseller Av. Hasan Erdoğan’a aittir.

Anayasa’mız genel olarak çocukları korumak üzerine kuruludur. Çok temel bazı haklardan ziyade özel olarak çocuk haklarından bahsedilmez ve çocuk birey olarak ele alınmaz. Ülkemiz için çocuk hakları uluslararası sözleşmelerde tam anlamıyla düzenlenir. “Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları” başlıklı 41. maddesinde ilk kez çocuk haklarından bahsedilir.

-(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/4 md.) Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/4 md.) Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.

“Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi” başlıklı 42. maddesinde de kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağından söz edilir. Her çocuğun eğitim almasını zorunlu kılan maddedir. Hatta hem hak hem de ödev olarak yer aldığı için devletin de bu hak ve ödeve karşı pozitif yükümlülükleri vardır.

-Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

-Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez. cümleleri ile de devletin pozitif yükümlülükleri anlatılmaktadır.

Anayasa’mızda çocuk hakları ile ilişkili olan bir diğer madde ise “Çalışma Şartları ve Dinlenme Hakkı” başlıklı 50. maddedir.

-Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.

Anayasa’mızdan sonra konumuzla en ilgili olan kanun 5395 numaralı “Çocuk Koruma Kanunu”dur.Bu kanunun temel ilkelerini incelediğimizde maddelerin amacına ve kısa bir özetine ulaşmış oluruz.

Madde 4- (1) Bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;

a) Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması,

b) Çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi,

c) Çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması,

d) Çocuk ve ailesi bilgilendirilmek suretiyle karar sürecine katılımlarının sağlanması,

e) Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları,

f) İnsan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usûl izlenmesi,

g) Soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmesi,

h) Kararların alınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun eğitimini ve öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu geliştirmesinin desteklenmesi,

i) Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması,

j) Tedbir kararı verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare olarak görülmesi, kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal sorumluluğun paylaşılmasının sağlanması,

k) Çocukların bakılıp gözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığı kurumlarda yetişkinlerden ayrı tutulmaları,

l) Çocuklar hakkında yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların yerine getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenememesine yönelik önlemler alınması, ilkeleri gözetilir.

Elbette bunların dışında her kanunumuzda çocuklara özel düzenlemeler yer alır. Fakat bunlarda yine haktan söz edilemez. Daha çok kanun maddelerinin çocukların psikolojik ve biyolojik durumlarına uygun olarak revize edilmiş özel hükümleridir.

Türkiye’nin çocuk haklarının korunmasına ilişkin taraf olduğu bazı uluslararası sözleşmeler vardır. Bu sözleşmeler kanunlar ile aynı öneme sahiptir. Yani sözleşme maddelerinin taraf olan ülkelerde kanun gibi uygulanması gerekir. Türkiye kendi kanunlarında düzenlemediği birçok hakkı bu sözleşmelere taraf olarak tanımış ve uygulayacağını taahhüt etmiştir.

Bu sözleşmelerin en önemlisi “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi”dir. Bu sözleşmeyi kısaca özetleyelim:

Sözleşmenin ilk maddelerinden biri sözleşmenin hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm çocuklara uygulanmasıdır. Sözleşme çocukların sağlıklı yaşam hakkının ve kimliğinin korunmasına yer vererek başlar. Devletler, çocuğun yararını gözetmek şartıyla anne babasından ayrılmama hakkını kullanabileceğini taahhüt ederler. Çocuğun düşüncesini özgürce açıklama hakkını tanırlar. Düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı göstereceklerini taahhüt ederler.Çocuğun yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız olarak saldırılamayacağını kabul ederler. Bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için bütün önlemleri alırlar.Taraf Devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul ederler. Eğitim hakkını ve ilkelerini düzenler, her çocuğun bu hakka ulaşabiliyor olduğu bir sistem kuracaklarını taahhüt ederler.Çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.

Ayrıca çocuk bir azınlık üyesi ise ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamayacağını kabul ederler.

Çocuk işçiliğini önlemeye ilişkin ILO’nun 138 No’lu “Asgari Yaş Sözleşmesi” ve 182 No’lu “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi” Türkiye’nin taraf olduğu diğer sözleşmelerden birkaçıdır.

GERÇEKLER

Tüm bu kanunların ve sözleşmelerin ışığında; çocukların tüm haklarından etkin bir biçimde yararlandıkları, devletin tüm yükümlülüklerini yerine getirdiği, çocukların sağlıklı bir yaşam sürebilmesi için gerekli olan her şeyin bir şekilde tüm çocuklara ulaştırıldığı, çocukların şiddete, sömürüye, istismara uğramaması için gerekli olan tüm tedbirlerin alındığı bir ülke düşünebilirsiniz.Fakat gerçek bambaşka. Türkiye maalesef çocuk hakkı ihlalleri konusunda hiç de iyi bir gelişim göstermiyor. Çocuk haklarına gösterilen özeni yalnızca kanunlar belirlemiyor. Toplumda çocuk haklarına gösterilen duyarlılık; siyasetçilerin söylemleriyle, mahkeme kararlarıyla da şekilleniyor.

Özellikle çocuk istismarları ülkemizin kanayan en büyük yaralarından biri olmayı hala sürsürüyor. Mv. Gülay Yedekçi’nin 2018’de açıkladığı verilere göre:

-Tecavüzcülerin yüzde 5’i ortaya çıkarken, yüzde 95’i gizli kalıyor

-Ensest ilişkilerden bin tecavüzcüden sadece biri açığa çıkıyor.

-Adliyelerdeki dört tecavüz vakasından biri çocuklarla ilgili.

-İstismarların yüzde 66’sı akraba, komşu gibi tanıdık kişiler tarafından yapılıyor.

-İstismarcıların yüzde 9’u çocukla aynı evde yaşıyor.

-Ülkemizde 181 binin üzerinde çocuk gelin var. Dini nikahlar nedeniyle gerçek sayı bunun çok üzerinde.

-Çocuk istismar vakaları son 10 yılda 300 bini geçti.

-Ülkemizde son 10 yılda çocuk istismarı vakaları yüzde 700 arttı.

İstismar edilen 40 günlük bebeklerin; tacizcisiyle karşılaşacağı için kalp krizi geçirerek ölen, trikatlarda, yurtlarda tecavüze uğrayıp söyleyemeyen, hamileliği emniyete bildirilmediği tespit edilen çocukların ülkesinde, Türkiye’de, ne yazık ki çocuk istismarları araştırılsın önergeleri hala reddediliyor. Bir çok tacizciye tabiri caizse “komik” cezalar veriliyor. “Bir kereden bir şey olmaz” denilerek üstü kapatılan bu olaylar hem çocuklarda büyük travmalara yol açıyor hem de siyasetin dili toplumu şekillendirdiği için tacizcileri yüreklendiriyor.

Bir başka kritik konudan söz edelim: çocuk işçilerden…

2018 yılı bakanlık tarafından “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı” olarak ilan edilmişti. Fakat ne yazık ki ülkemiz çocuk işçiliği konusunda koca bir utanç tablosu olmayı sürdürüyor.

Ülkemizde çocukların çalışma yaşı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. Maddesine göre 15’dir. Ancak, on dört yaşını doldurmuş ve zorunlu ilköğretim çağını tamamlamış olan çocuklar; bedensel, zihinsel, sosyal ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilmektedir.

DİSK’in 2016 yılında açıkladığı rapora göre o yıl çocuk işçi rakamı 706.000’i bulmuştu. Bu rakam bile yüzümüzü kızartırken aynı raporda yer alan bir bilgi de dikkat çekiyor: 15-17 Yaş arası çalışan çocukların yüzde 80’e yakını kayıt dışı çalışıyor. İş kazası sonucu hayatını kaybeden çocukların da rakamları bir hayli yüksek.

Özellikle ekonomik kriz ve Suriyeli çocuklar ile birlikte çocuk işçiliğinin daha da yaygınlaştığını görüyoruz. Siyasetçilerin bile ayakkabı boyacılığı yapan bir çocuk görünce ayakkabılarını boyatıp biraz daha fazla para vermesinden ama çalıştırılıyor olmasını dert etmemesinden olsa gerek, çocuk yaşta konfeksiyonlarda, kafelerde, fabrikalarda, merdiven altı işlerde, mevsimlik tarım işlerinde çalışmanın yadırganmadığı bir ülkede yaşıyoruz.

Çocuklarımızı karşı karşıya bıraktığımız bu karanık tablodan çıkış için devlet mekanizmalarının çok acil bir şekilde çocuk haklarına yönelik çalışmalar yapması gerekmektedir. Çocuk Komisyonları kurulsun, çocuk istismarları araştırılsın önergeleri tekrar ve tekrar gündeme alınmalıdır. Çocuk istismarına yol açabilecek her türlü söylemden kaçınılmalıdır. Çocuklara şehvet duyulabileceğine yönelik fetva verenler dahil olmak üzere istismarcıları yüreklendiren her kim varsa yargılanmalıdır. İstismarcıların cezalarında indirim yapılmamalıdır. Okullarda cinsellik eğitimi verilmeli ve mutlaka her eğitimci istismara uğramış çocuğa nasıl yaklaşılması ve nasıl konuşulması gerektiğine ilişkin eğitime tabi tutulmalıdır.

Çocuk işçiliğini önlenebilmesi için öncelikle denetim mekanizmaları harekete geçmelidir. Çocuk işçilerin tespit edilmesi, gerçek rakamların açıklanması kritiktir. Yoksul ve dar gelirli ailelerin çocukları başta olmak üzere tüm çocuklara eğitim yardımı yapılmalı ve nitelikli eğitim almaları sağlanmalıdır. Denetim yetersizlikleri ortadan kaldırılmalı, denetimler ve ceza yaptırımları arttırılmalıdır. Savaştan kaçan Türkiye’de bulunan ağırlıklı olarak Suriyeli olan ve tüm göçmen çocuklar için rehabilitasyon çalışmaları yapılmalı, eşit ve ulaşılabilir sağlık, eğitim ve barınma haklarından faydalanmaları için çalışmalar yapılmalıdır.Ayrıca uygulamada çocuk işçiliğine dönüşen çırak işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirecek yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Çocukların en temel hakkının ihlalinden, öldürülen çocuklardan da söz etmemek isterdim. Dilerdim ki adını anmam gereken çocuk olmasın, haklarını arama mücadelesinde çırpınan acılı ailelerin hikayelerinden bahsetmem gerekmesin… Fakat maalesef Türkiye öldürülen çocuklar konusunda geçmişi kirli olan, büyük acılara tanıklık etmiş olan bir ülke. Sanıyorum ki bu konu üzerinde uzun uzun yazılması gereken, bu yazıyı aşan bir konu.

Yazımı bitirirken aylardır kızının ölümünün aydınlatılması için uğraşan bir babanın sorusunu, hukukçu adayı olan bir birey olarak tüm muhataplara tekrar sormak isterim:

Rabia Naz’a ne oldu?

İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıf Öğrencisi – Buse SEZEN

Kaynakça:

http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2015/09/14918.pdf

http://www.sivilsayfalar.org/2017/11/23/sosyal-haklar-dernegi-cocuk-hak-ihlalleri-koordinatoru-avukat-tuba-torun-cocuk-dostu-anayasa-sart/

http://haber.sol.org.tr/toplum/turkiyede-son-10-yilda-cocuk-istismari-yuzde-700-artti-258260

Leave a Reply

Your email address will not be published.