Hukuk Öğrencisi Ahmet Yiğit Yazdı; Don Kişot’tan Yeşil Pasaporta

Sanıyoruz ki Don Kişot’u tanımayan yoktur. Okumamış olsak da illa bir fikrimiz vardır. Biz yine de kitabın edebi değerini dışarıda tutarak, neticede işin o kısmı üstümüze vazife değildir, kendisini kısaca tanıtalım. Kahramanımız, hayal dünyasında yaşayan ve Orta çağ şövalyelerine öykünen bir maceraperesttir. Hayali aşkı Dulcinea’nın peşinde yine hayali olan düşmanlarıyla amansız savaşlar veren ve zaferleri ile yenilgileri başa baş giden bir yiğittir kendisi.

İyi ama bunun yeşil pasaportla ilgisi nedir? Bunların hukukla aynı bağlamda bulunabilmesi nasıl mümkündür? Gündemi uzun süre meşgul eden Yargı Reformu Paketini ve paket açıklanırken kaydedilen görüntüleri anımsatırsak; eminim ki bu sorular kısmen cevaplanmış olacaktır, geri kalan kısım ise peyderpey açıklanacaktır. Sıra geldi tek soruya, bu yazıyı yazma gerekliliği nereden ileri gelmektedir? İşte bu sorunun cevabı öncekiler kadar kısa ve öz değil. Bu sebeple hiç uzatmadan sadede gelelim.

Hukuk fakültesine giriş yapan öğrencilerin çoğunluğu birtakım idealler ve prensiplerle tahsiline başlardı ve fakülteye ilk kez adım atan bu hukukçuların bizim hayalperest karakterimizle örtüşen profilini anlamak çok da zor değil. Elbette bu benzemeyi yel değirmenlerine saldırmak veya var olmayan güzeller güzeli sevgilisi uğruna yaşamak gibi romanın olay örgüsünü tamamlayan unsurlardan bağımsız olarak belirtiyoruz. Ne var ki son zamanlarda tam tersi bir duruma geldiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu noktada ayrı bir soruyla karşılaşıyoruz, nasıl oldu da bu hale geldik? Bunun cevabı hemen hepimiz tarafından; her yere açılan hukuk fakülteleri, bunun sonucu olarak sürekli mezun verilmesi ve iş gücünün artmasıyla nitelik ile ücretlerdeki düşüş şeklinde cevaplanabilir ancak bu cevap eksik kalır.

Bahse konu eksiklik ise sarayın; yargıya ve akademiye olan baskısı, bu alanlardaki tektipleştirme, kadrolaşma kavramlarının cevaba eklenmesiyle giderilebilir. Sayılanların olduğu bir ülkede ise elbette hukukçular Tayyip Erdoğan’ın manidar bir ses tonuyla herkese verilmeyeceğini beyan ettiği yeşil pasaportun, pasaport nezdinde çeşitli konforcu hedeflerin peşinde koşar.

Sanıyorum ki başta beliren soruların cevaplarını aldık. Ancak yeni bir soruyla hatta doğuracağı soruların da varlığını düşündüğümüzde bir sorunsalla karşılaşıyoruz. Nasıl olacak da ideal olana, bizim terminolojimizle ‘lege ferenda’ya ulaşacağız? Hukuk mücadelesi ile mi? Cevap bu ise yine eksik kalacaktır çünkü böyle bir denemenin bağımsızlığını ve üstünlüğünü yitirmiş, yürütme tarafından atanan yargı mekanizmasına amiyane tabirle sökmeyeceğini ve ıskalayacağını düşünmekteyiz. Merak edenler anayasanın 146, 154 ve 155. Maddelerine bakabilir. Bahsi geçen normlar haricinde Danıştay Kanunu’nun 9. Maddesi ve Yargıtay Kanunu’nun 31. Maddesi de yüksek mahkemelerin üye seçimlerinde yürütmenin başı olan cumhurbaşkanına verilen yetkileri düzenlemiştir.

Buraya kadar siyasetin daha doğrusu toplumun karar alma mekanizmalarının hukuk üzerinde ne denli etkileri olduğunu yazmış bulunduk. Öyleyse çıkış, karar mekanizmasına etki etmekle mümkündür. Yani sivilize olmalı. Dernekler, kulüpler, vakıflar ve çeşitli platformlar yoluyla hukukun bu sefaletten kurtulması ve Themis’in tekrar kılıcını eline alması mümkün kılınabilir.

Yalnız, sayılan örgütlülüklerin niteliği ayrı bir problemdir çünkü dayanışmayı, toplumcu perspektifi, hukukçu profilinde olumlu değişimler yaratmayı kendine esas edinmemiş, ilkelerini oturtmamış toplulukların neye hizmet edeceğinin belirtilmesine gerek yoktur sanıyoruz. Bir ders verme niyetimiz yok lakin hakkın verilmeyeceği, ancak ve ancak o hakta iddia edenler tarafından alınacağı tarih tecrübeleri ile de sabittir.  Sözün özü, içine düştüğümüz ve çoğunlukla memnuniyetsiz olduğumuz, hukukun katledildiği bu çağdan çıkışı içimizdeki Don Kişot’u gerçeğe bağlı tutmak kaydıyla yaşatmak ve diğer şövalyelerle omuz omuza durmakla bulabiliriz.

Leave a Reply

Your email address will not be published.