Avukatlık Cübbesinin Tarihçesi!

Tarihsel Süreç Ve Rivayetler

Tarihsel süreçte, avukatların cübbe giymesi konusunda birçok değişik rivayet bulunmakla birlikte; cübbe giymenin avukatlık mesleğinin ilk ortaya çıktığı Eski Yunan ve Roma döneminden kalma bir uygulama olduğu görülmektedir. O dönem avukatların il il gezerek hak arama mücadelesi veren insanlara yardımcı olma, bu yaptıklarıyla egemen sınıfın dikkatini çekmek ve daha kolay ayırt edilebilmelerini sağlamak için siyah cübbe giymenin zorunlu hale geldiği bilinmektedir.

Eski Roma’da savunma, Advo Catus denilen ayrıcalıklı, güzel konuşan anlamına gelen kişilerce gerçekleştirilmektedir. Advocati, Orator ve Patronus sıfatları da Avukat’ı karşılamaktadır. Her ne kadar Eski Roma döneminde avukatların ücret almasının onur kırıcı bir davranış olarak nitelendirildiği bilinse de Oratorlar, şapkalı cübbeler giyerler, müvekkilleri de hediyelerini bu cübbelerin içine koyarlarmış.[1]

Avukatların cübbe giymesi zorunluluğu üzerine bilinen başka bir tarihi olay ise; Prusya Kralı I. Friedrich Wilhelm tarafından verilen buyruktur; ‘‘Avukatların dizlerinin altına kadar gelen yünlü siyah paltolar giymelerini ciddi bir şekilde buyuruyor ve emrediyoruz, bu hergelelerin ( Almancası: Spitzbube, hergele, yankesici, hırsız ve afacan çocuk anlamlarına geliyor) uzak mesafeden bile tanınması için.’’  O dönem avukatların halkı soylulara karşı hak aramaya davet etmesi merkezi otoritenin canını sıkmış olmalı ki bu yönteme başvurulmuş düşüncesindeyim. Kral Wilhelmin kast ettiği palto sonradan ‘Robe’(cübbe) diye adlandırılmış ve Alman avukatlar o zamandan beri bu siyah cübbeleri giymektedirler.

Kamu Şövalyeleri, Peruk Ve Cübbe

Avukatlık mesleği ve avukatlık cübbesinin tarihsel geçmişi konusunda bilinen bu rivayetleri anlattıktan sonra, avukatlığın bugünkü anlamıyla Avrupa’da 13. Yüzyılın sonlarında doğmaya başlayan ve lonca örgütlenmesi ile gelişen dönemine geldiğimizde ‘’ Kamu Şövalyeleri ’’ ile karşılaşmaktayız. Avukatlık bu dönemlerde Şövalyelik gibi bir düzene bağlanmıştır. Özellikle Fransa ve İngiltere’de 1574- 1715 yılları arasında avukatlar lonca halinde örgütlenmişlerdir.  Avukatın bir loncaya kabul edilmeden meslek icra etmesi yasaklanmıştır. Öte yandan mesleğe kabul yemini, baroya takdim gibi ritüeller ve peruk, cübbe gibi simgeler hep lonca döneminde ortaya çıkmış kurum ve ayrıcalık işaretleri olarak kabul edilmiştir. [2]

 Muhamilikten Arzuhalciliğe

Türklerin İslam kültürü ile etkileşimi neticesinde Osmanlı Devleti’ne baktığımızda ise Batı ülkelerinde baro teşkilatına bağlı olarak çalışan avukatların gördüğü vazifeyi İslam adliye teşkilatında Vekiller (muhami-vükela-savunman) görmüştür. Muhami’liğin 18. Yüzyıldan itibaren oluşmaya başladığını söyleyebiliriz. Arzuhalcilik, katiplik, iş takipçiliği karışımı bir meslektir. Artık 19. Yüzyıla gelindiğinde ise sarık takılarak ve cami kenarlarındaki şilteler üzerinde yapılan avukatlık sona ermiştir. Fes, takım elbise, beyaz gömlek ve kravat giyilerek yapılan Arzuhalcilik artık bir masa üzerinde yapılmaktadır. Sonrasında ise arzuhalciliğin vekillik ve savunmanlığa doğru evrilmesiyle avukatların artık ince yakalı siyah bir cübbe giydikleri bilinmektedir.[3]

Cumhuriyet Dönemi ve Muhamat Kanunu

Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise bu eksende yapılan en büyük yenilik 1924 tarihli “Muhamat Kanunu”dur. 17 maddeden oluşan Muhamat Kanunu Türk avukatlık mesleğini düzenleyen ilk ciddi yasadır. Muhamat Kanunu’nun ilanı ile Muhami kavramı ilk kez yasal olarak tanımlanmıştır. Bu kanun ile avukatlık ve baro yasa düzeyinde tanınmış ve çağdaş avukatlık mesleğinin temelleri atılmıştır.

Türkiye’de avukatların cübbe giyme zorunluluğu ise Türkiye Barolar Birliği meslek kuralları ile hükme bağlanmış olup; ‘’ Avukatlar ve avukat stajyerleri, mesleğe yaraşır bir kılık ve kıyafetle mahkemelerde görev yaparlar. Duruşmalara, Türkiye Barolar Birliği’nce şekli saptanmış cübbe ile ve temiz bir kıyafetle çıkarlar. ’’ denmek suretiyle tek tip cübbe giyilmesini zorunlu hale getirilmiştir. [4]

İliksiz Cübbe, Tarafsız ve Bağımsız Yargı

Yargılamanın en önemli kriteri olan tarafsızlığın muhakemede ki simgesi olan cübbenin Türkiye’deki bugünkü kullanımı itibariyle renkleri ve şekliyle ilgili herkesçe bilinen anlamları ise şu şekildedir; Cübbede bulunan yeşil kısım hukuk davalarını, kırmızı kısım ise ceza davalarını temsil eder. Avukat cübbesinin siyah olmasının sebebi, siyah renginin içinde hiçbir rengi bulundurmaması ve yüzyıllardır gelişmiş olan algıda adaleti temsil etmesidir. Cübbelerde dikkat çeken tek özellik renkleri ve siyah ağırlıklı olması değildir. Yargı kamu hizmeti olduğu için cübbenin cebi yoktur. Ve cübbede düğmenin olmaması ise, yargının kimseden emir almadığı, bağımsız olduğu ve kimsenin önünde iliklenmesin şeklinde düşünceleri desteklemektedir.

Türkiye’de ve dünyada avukatların tek tip cübbe giyme zorunluluğundaki asıl amaç; yargının bağımsız ve adalet odağında gerçekleştiğini görsellikte de belirtmektir.

Kişisel olarak cübbelerin bir giysi ya da bir statü belirleme aracı olmadığı; aksine insanları matemlerinden, hayal kırıklıklarından, hırslarından, öfkelerinden arındırmak için var olduğu düşüncesindeyim. Çünkü, insanın cübbeyi giydiği an itibariyle tüm kişisel düşünceleri siyahla örtülür, o andan itibaren sadece hukuk ve adalet vardır.

Tıpkı Özdemir ASAF’ın dediği gibi ;

İnsansız adalet olmaz,

Adaletsiz insan olur mu?

Olur, olmaz olur mu!

Ama, olmaz olsun.

Cübbelerin adaletine…

[1] Avukatlık Mesleğinin Tarihçesi,Av. Orhan Seyfi Güner, http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/makaleler/birikimlerI/77.pdf

[2] Haluk İNANICI, “Demokratikleşme İnsan Hakları ve Hukuk Devleti Bağlamında Avukatlık Mesleği Sempozyumu”, Sorunlar Çözümler-perspektifleri”

[3] Hukukun Öyküsü, http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2015-1/12.pdf

[4] 8 DD 12.11.2014 T. 2012 / 5257 E , 2014 8567 K. sayılı kararı ile bu maddede yer alan “başları açık” ibaresinin kaldırılmasına karar verilmiştir.

Başak Alp – Avukat

Leave a Reply

Your email address will not be published.