Av. Yelda Koçak Yazdı; Sermayenin Serbest Dolaşımından Aile Hukukuna Arabuluculuk

Son yıllarda mücadelelerle kazandığımız haklarımıza yönelik o kadar çok saldırı var ki; birini def ettik ya da birini durdurduk, durduramadık diyemeden bir başka saldırı başlıyor. Son dönemlerde bu saldırılar o denli sıklaştı ki gazete manşetlerine taşınan ve karalanan 6284 sayılı şiddetten koruma yasamızı mı koruyalım, nafaka hakkına yönelik yüksek hakimlerce de başlatılan karalamalara mı cevap verelim, kaç cephede birden savaşalım şaşırmış durumdayız. Nafaka hakkının kısıtlanmasına yönelik tartışmalar sürerken usul usul adliye koridorlarında özellikle de aile mahkemesi koridorlarında kendisine şimdilik broşürlerle yer bulan aile hukukunda arabuluculuk da kapıda. Yasal olarak henüz mümkün değilse de üniversiteler ve çeşitli sertifika programları veren kuruluşlar eğitim programlarına almaya, adliyelerde broşürler dağıtılmaya başlanmış bile.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyerek devam edelim; aile hukukunda ve özellikle kadına yönelik şiddet davalarında “yargı dışı alternatif çözüm yolları”nın ( tahkim, arabuluculuk, uzlaştırma) uygulanması ve zorunlu olması kadınlar için büyük bir tehlike ve tehdittir ki bu nedenle kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası sözleşmelerle (İstanbul Sözleşmesi) de yasaklanmıştır.

Peki kadınlar için büyük bir tehlike olan bu yargı dışı alternatif çözüm yolları nedir?

Tahkim, arabuluculuk ve uzlaştırma şeklinde görülen “yargı dışı alternatif çözüm” yolları devletin elinde olan ve kanunlarla sıkı şekil şartlarına bağlı olan yargılama faaliyetlerinin tarafların seçecekleri ya da atamayla belirlenen arabulucuya/uzlaştırıcıya devredilmesidir. Her ne kadar devredilmesi diyorsak da arabuluculukta herhangi bir yargılama faaliyeti söz konusu olmayacağı için esasında klasik anlamda bir yargılama faaliyetinin devri de olmayacaktır. Taraflar mahkemeye gitmeden önce arabulucuya başvuracaklar, herhangi bir uzlaşma sağlanamazsa mahkemeye başvuracaklardır. Bu bakımdan arabuluculuk faaliyeti bir yargılama faaliyeti olmayacaksa da yargılama yerine geçecek ve yargılamayı/mahkemeleri devre dışı bırakacak bir uygulamadır.

Eğitim, sağlık vb. bir çok kamusal hizmetten devletin elini çekmesi gerektiğini savunan liberalizmin 90’lı yıllardan bu yana daha sıkı savunduğu yargı dışı alternatif çözüm yollarının eski çağlardaki Mısır, Babil ve Asur’da uygulanan modellerine inmeden günümüzde uygulanan “modern” arabuluculuğun gelişimine baktığımızda ise 1970 yılların sonuna doğru çoğunlukla Amerikalı hukukçular tarafından geliştirildiği göze çarpmakta. Kısaca Alternatif Çözüm Uyuşmazlıkları (Alternative Dispute Resolution) arayışına girme çalışmalarının öne çıkan gerekçeleri her ne kadar mevcut yargılamaların çok uzun sürmesi ve devlete maliyetinin fazla olması ise de uluslararası  Ford Şirketinin uyuşmazlıkların yargı dışı çözümü konusunda çalışılması için ‘Ulusal Uyuşmazlıkların Çözümü Enstitüsü ile Arabuluculuk ve Anlaşmazlıkların Çözümü Enstitüleri’ni kurması yargı dışı çözüm yolları ile uluslararası şirketlerin doğrudan çıkar ilişkisini de göstermekte. Zira ulusal devletlerin kanunları ile uğraşmak ve kanunlara tabi olmak yerine her hangi bir kanuna bağlı olmaksızın tamamen tarafların iradeleri doğrultusunda uyuşmazlıkları çözmek isteyen uluslararası bir şirket için son derece karlı bir yatırım.

Buna göre uluslararası sermayenin hareket alanını sınırlayan ulusal yargı mekanizmalarının müdahalelerinin azaltılması hatta ortadan kaldırılması başlıca amaçtır. Bunun politik alana yansıması da, ulus devlet modelini kendisine engel gören uluslararası sermayenin, devleti ve onun temel fonksiyonu olan yargı erkini küçültmesidir.

Ticari ve iş davaları kısmı için durum böyle iken aile ve ceza hukuku kısmında bugün için AKP’nin sıklıkla sığındığı “sosyal hayatın ruhu” öne çıkmakta. O sosyal hayat ki nerede olursa olsun adalet ve eşitlikten uzaklaşan fiili durumu baz almakta. Bu nedenle de Dünyanın neresinde olursa olsun benzer özellikler gösteren kadına yönelik şiddette yargı dışı çözüm yollarının uygulanmaması vurgusu yapılmakta.

Bugüne kadar kazanılmış bütün haklarımızı gasp edecek düzenlemelere cürret eden AKP nin gerek çocukları tecavüzcülerle evlendirmeye izin veren yasa tasarısını savunurken, gerek boşanmayı engellemeye çalışırken gerekse de bugün olduğu gibi arabuluculuğu savunurken sığındığı “SOSYAL HAYATIN RUHU” bugün kadınlara düşman bir ruh. O ruh ki kadın ve erkeğin eşit olmadığını söyleyen,  kız çocuklarının tecavüzcülerle evlendirilmesinde bir beis görmeyen, kadınların çalışmaması gerektiğini salık veren bir ruh.

Arabuluculukta uyuşmazlıkların çözülmesi için tarafların eşit olması gerekir, eşit olmayan tarafları arabulucu uzlaştırıcı karşısına çıkartmak toplumsal alanda zaten güçlü olanın dilediği gibi sorunu çözmesine olanak sunmaktır. Bu da aile hukuku söz konusu olduğunda kadınların açık ara mağdur edilmesidir. Halen kadınların istemedikleri kişilerle zorla evlendirildiği, kız çocuklarının evlilik adı altında istismar edildiği, kadınların aile meclisi kararları ile öldürüldüğü ülkemizde kadınları bir de boşanma sürecinde arabulucu karşısına çıkartmak kadınlarla dalga geçmektir. Kendisini döven kocasından boşanmak isteyen kadını defalarca koca evine gönderen “toplumsal ruhun” her ne pahasına olursa olsun boşanmak isteyen kadını arabulucu karşısında nasıl bir kıskaca alacağını görmek için ülkedeki kadın cinayetlerine bakmak yeterli.  

Yine şiddet içeren boşanma hallerinde arabuluculuğa gidilemeyeceği, mal paylaşımı davalarında arabuluculuk elverişli gibi söylemlerle aile hukukunda arabuluculuğu kısmen savunmak da doğru değil. Boşanma sürecinde şiddet olup olmadığına karar verirken sadece fiziksel şiddeti mi baz alacağız yoksa uluslararası sözleşmelerle de tanımı yapılan psikolojik şiddet ve ekonomik şiddet de arabuluculuğa engel şiddet olarak ele alınacak mı ve bu nasıl anlaşılacak bunları konuşmadan önce şunu da belirtelim diyelim ki şiddet hiç yok. Yine de aile hukukunda arabuluculuk hele hele de mal paylaşımında olmamalı. Babaların kız çocuklarına miras bırakmaması devam eden bir gelenekken, ülkedeki menkul gayrimenkul malların büyük çoğunluğunun erkeklerin üzerine kayıtlıyken, tarım arazilerinin bölünmezliği kuralıyla kadınların mülksüzleştirildiği bir ülkede boşanma sonrası mal paylaşımında zorunlu arabuluculuk uygulaması getirmek, devleti aradan çıkartıp kadının ekonomik haklarını tehlikeye atmaktır. Kaldı ki aile hukukunda anlaşmalı boşanma yolu vardır ve süre olarak hemen hemen arabuluculuk sürecinde yakın bir sürede sonuç alınmaktadır. Mal paylaşımını da kapsayan anlaşmalı boşanma usulü kısa süre, daha az maliyet, tarafların iradeleri, çatışmasızlık gibi arabuluculuğun cazibeleri olarak anlatılanları karşılarken yine de arabuluculuğu istemek bu cazibelerin çok da önemli olmadığını göstermektedir.

Belki de Müftülere nikah kıyma yetkisi vererek evliliği başlangıcından itibaren dini kurallara bağlayan AKP evliliğin olası bitme durumunda da yine İslami kuralların hüküm sürmesini garanti altına alabilmek için aile hukukunda arabuluculuğu getirmek istemektedir. Boşanmaları engellemek amacıyla komisyonlar kuran, aile danışma merkezleri açan AKP gittikçe şiddet  ve mutsuzluk üreten evliliklerin boşanma ile sonlanmasına engel olamadığı noktalarda da islami kurallar ile boşanma gerçekleşmesi için çaba sarf etmekte ve arabuluculuğu getirmektedir.

Aile hukukunda Müslümanların kendi aralarında doğacak iş, aile, miras ve boşanmaya ilişkin sorunlarda şeriat hükümlerine göre karar verilmesine izin veren yasayı İslam kurallarının insan haklarına aykırı olduğu gerekçesi ile iptal eden Kanada ve ülkede faaliyet gösteren şeriat mahkemelerinin kadınlara ayrımcılık yaptığı, zorla evlilikleri meşrulaştırdığı ve adil olmayan boşanma kararları verdiği iddialarıyla ilgili olarak inceleme başlatılacağını açıklayan İngiltere örnekleri de aile hukukunda arabuluculuğun önemli sakıncaları arasında yer almaktadır.

Aile hukukundan kaynaklı uyuşmazlıkların Mahkeme huzurunda çözüme kavuşturulması kadın hakları açısından son derece önemli olan Medeni Kanunun ve kadınların her türlü şiddetten korunması amacıyla düzenlenmiş olan uluslararası sözleşmelerin uygulanması garantisidir. Aksi bir uygulama kadınların adalete erişim hakkını engelleyeceği gibi kadınların mağdur olmasına sebebiyet verecektir.

Leave a Reply

Your email address will not be published.