Av. Özgür Urfa Yazdı; Bir Gezi Savunusu; “Yeniden Kıymetlendirilene” Direnmek

Gezi eylemlerinden yaklaşık 6 yıl sonra, yerel seçimin hemen arifesinde düzenlenen bir iddianame ve siyasi iktidarın bitmeyen gezi öfkesiyle yeni bir karalama kampanyası başlatıldı. İddia özetle şu şekilde; “dış mihrakların kışkırtması ve finansörlüğünde, ülke içerisindeki bazı kişilerin de işbirliğiyle hükümete karşı bir ayaklanma” sahnelendiği ileri sürülmekte. 657 sayfadan oluşan iddianamenin kurgusu bazı dizi senaryolarını aratmayacak derecede karmaşık ve anlaşılmazlıkta olup aynı zamanda da bir o kadar da iç tutarsızlıklarla dolu bir metin olarak hukuk tarihimizdeki yerini aldı.

            İddianamedeki suçlamaların dayanağı ikisi fetö/pdy soruşturmasıyla ihraç edilen polis memuru, birisi sol bir partiye yerleştirilmiş bir polis muhbiri ve ikisi ilaç firması çalışanı olan kişilerin beyan ve tanıklığıyla hazırlanmış soyut dedikoduların ötesine geçmeyen sözlerden ibaret. Bu kişilere ve beyanlarına itibar edilmesi mümkün olmamasına rağmen gerek ortaya koydukları siyasi değerlendirmeler gerekse iddianamenin temelini oluşturan siyasal tezin küçümsenmeksizin değerlendirilmesi ve önemsenmesi gerekiyor.

            Ülkemizdeki yargılamaların siyasal nitelikleri üzerine bugüne kadar sıkça yazıldı. Görülmekte olan her siyasal davanın bir de siyasal tezi bulunuyor ve bu tez esasen kendisini iddianamede ortaya koyuyor. Dava dosyalarında yer alan diğer deliller ise davanın siyasi tezini “kuvvetlendirmek” için kullanılan siyasal enstrümanlardan ibaret kalıyor.

            Gezinin başlangıcından yıllar sonra iddianame şeklini alan siyasal tez “gezinin arkasında dış güçler var” sığlığından öteye geçmeyen basitlikte ve yıllardır dillendirilen afaki iddialardan ibaret. Bu tezin ciddiye alınmasının gerekliliği ise bu tezi sadece siyasi iktidar tarafından değil kendisini bugün hala muhalafette ve hatta “düzen dışı” gören bazı siyasi hareketlerin de yıllardır sahipleniyor oluşundan kaynaklanıyor. Gezi sürecinde siyasi iktidar temsilcileri “dış güçler ülkemizi karıştırıyor” söylemini dillendirirken bugün kendisini “düzen dışı” gören bazı siyasi oluşumlar ise “olayların arkasında seferberlik tetkik kurulu olabilir dikkatli olmak lazım” şeklinde siyasi argümanlar üretiyordu. 

            Mahkemece kabul edilen iddianamenin en dikkat çekici yanı yukarıda bahsedilen iki farklı uçta konumlandığı ileri sürülen siyasal unsurların “gezinin arkasındaki güçler” teziyle aynı noktada buluşmaları oldu. Bu buluşma sadece söylemsel bazda kalmamış, bahse konu “düzen dışı partinin” yöneticiliğini de yapan “bilgi sahibi” sıfatlı malum zat, partisinde dillendirilen bu siyasal tezleri “bilgi sahibi” sıfatıyla terörle mücadele polisleriyle paylaşmış, bununla da yetinmeyerek muhalif politik kimlikleri bilinen kişileri de asılsız iddialarla ihbar etmiştir. Bu bilgi paylaşımları görüleceği üzere iddianamedeki siyasal tezlerin de temelini oluşturmuş durumda.

            Yargılamanın temel siyasal tezi bu şekilde olup kurgusu ve örgüsü ise çok daha temelsiz ve hayali bir bağlamda ele alınmıştır. Bir grup sırp vatandaşının çeşitli zamanlarda ülkemizde yaptıkları ziyaret ve toplantılar hükümete karşı ayaklanmanın siyasal ve eylemsel hazırlıkları olarak değerlendirilirken, bazı kişilerin birbirleriyle olan para ilişkilerinin de hükümete karşı eylemlerin finansmanını da sağladığı ileri sürülüyor. İddianamenin kendi iç tutarsızlığı o denli açıkki ne bahsedilen toplantılar sonucunda, yargılanan kişilerin gezi büyüklüğünde ve kitleselliğinde eylemleri önceden nasıl örgütlediklerinden ne de yine bahse konu finans kaynaklarından herhangi bir para aldıkları/dağıttıklarına dair neredeyse hiçbir iddia bulunmuyor.  İddianın bulunmaması bir yana elle tutulur, objektif olarak herkesçe kabul edilebilir bir delil ve tespit de yapılamıyor ama günlerce yandaş medyaya servis edilen bilgilerin merkezinde neredeyse sadece bunlar yer alıyor.

            Davaya dayanak suçlamaların yoğunlaştığı bir diğer başlığı ise şiddet içermeyen barışçıl eylemlerin suç olarak tanımlanması oluşturuyor. Davanın asıl suçlama konusu “hükümeti cebir ve şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüs” olmasına rağmen iddianame uzun uzadıya şiddet içermeyen eylemlerin neden suç teşkil edebileceğine ilişkin tezlere ayrılmış durumda. Bunun temel nedeni günlerce süren ve milyonlarca kişinin katıldığı eylemliklerin ortak özelliğinin barışçıl nitelikte olması ve şiddet içermemesidir. Tam da bu nedenle şiddet içermeyen eylemleri “cebir ve şiddet” kapsamında değerlendirilmesi için akıl ve mantığın sınırlarının sonuna kadar zorlandığı görünüyor.       

            Günlerce süren ve milyonlarca insanın katıldığı eylemlerde kırılan birkaç dükkan camından uzun uzadıya bahsedilip bunun hükümeti ortadan kaldırma suçunun cebir ve şiddet unsuru olduğu anlatılırken, yitip giden gencecik canlarımızın polisler tarafından silahla öldürülmesinden ve hatta bazı polislerin yargılanıp aldıkları cezalardan tek kelime bile bahsedilmiyor. Kişiler arası özel hayata dair görüşmelerin itibarsızlaştırma için kullanılması, eylemlerde öldürülen ya da yaralanan kişileri anmanın veya gündem etmenin suç olarak ilan edilmesi, yargılanan sanıklar arasında irtibat kurulmaya dahi çalışılmamış olması ise öne çıkan diğer bazı başlıklar olarak öne çıkıyor.

            Altı yüz elli yedi sayfalık üzerinde iddianame yazılı belgenin cumhuriyet savcısı tarafından yapılmış olan değerlendirme kısmı yalnızca 1.5 sayfadan ibaret. Yüzlerce sayfaya “sığdırılamayan suçlamalar”, beyanlar ve olaylar sadece 1.5 sayfada değerlendirilip, hukuki nitelendirilmesi yapılarak mahkemeye sunulmuş durumda. Savcılığın suçlamaları, yurttaşların anayasal ve demokratik haklarını kullandıkları barışçıl eylemlerdeki taleplerinin “hükümeti istifaya ve erken seçime zorlama” şeklinde bir suç icat ederek “yeniden kıymetlendirme” adı altında geziyi karalama çabasından ibarettir.

           12 Eylül sonrası kuşakların özgürlük ve adalet arayışının en büyük, en güçlü ve en görkemli haykırışının sembolü olan gezi eylemlerini yıllar sonra suç icat ederek, asılsız iddialar ve iftiralarla karalamak isteyenlere karşı dün olduğu gibi bugün de geziyi savunmaya devam edeceğiz. Varsın onlar fetöcü eski ortaklarının karanlık işlerini yeniden kıymetlendirsin, bizim kıymetlilerimiz Berkin’dir, Ali İsmail’dir, Ethem’dir, Abdocan’dır, Mehmet’tir, Ahmet’tir, Medeni’dir, halen koruyabildiğimiz gezi parkımız ve mücadelemizdir.

Leave a Reply

Your email address will not be published.