Av. Onur Güneş Yazdı; İstanbul Barosu Avukatları Seçeneksiz mi?

İstanbul Barosunda Önce İlke Grubunun uzun yıllar boyunca baroyu domine etmiş olması, İstanbul Barosu avukatlarının politik duruşlarıyla, tavırlarıyla, tepkileriyle, korkularıyla son derece doğru orantılıydı. Türkiye siyasetini abluka altına alan gericilik, Önce İlke Grubunun laiklikle bezenmiş, patronlardan yana, ortalamacı söyleminin alıcısını yaratmış, İstanbul Barosu avukatları “maceraya” atılacak cesareti kendisinde bulamaz olmuştu. Bu durum uzun yıllar boyunca devam etti. “Biz gidersek baro siyasal iktidarın eline geçer” söylemleri yıllarca kendi seçmenlerinin motivasyon kaynağı oldu. Onlar giderse İstanbul Barosu kalmazdı, iktidarın oyuncağı olurdu, avukatlık biterdi, onlara oy vermemek kaosu tercih etmek demekti! (Bkz: Burhan Kuzu) (Bkz: Seçim günü avukatların telefonlarına gelen “bölünmeyelim” mesajı)

Fakat, Önce İlke Grubu da her köhnemiş ve iktidara doymuş yapı gibi kendi içinde sorun yaşamaya, aynı söylemler ve vaatlerde bulunmaya, kendisiyle kavga edecek bir karşıtı kalmadığı için kendi evlatlarını yemeye başlamıştı. Özellikle 2016 seçimleri sonrasında bu durum son derece açık olarak görünür olmuş, tepkiler artmış, arayış başlamıştı.

Artık hem eski efsane başkanları Kocasakal’ın, hem de yeni pasif başkanları Durakoğlu’nun avukatlar üzerindeki etkisi, 2016 öncesine kıyaslanamayacak ölçüde zayıflamıştı. Bununla birlikte grubun içinden çıkan genç bir ekip, avukatların ne istediğini, neye özlem duyduğunu, neye ihtiyacı olduğunu kavrayarak köhnemiş yönetime bayrak açma cesaretini gösterdi. Hasan Kılıç liderliğindeki bu ekip kendi kaynaklarını yaratıyor, kendi örgütlenmesini sağlıyor, avukatlara dokunuyordu. İşte bu noktada Önce İlke Grubu tehlikeyi sezdi, acil önlem alınmalıydı, yeni ittifak ve seçim kazanma metotlarına dair arayışa başlanmalıydı.

Çağdaş Avukatlar Grubu Ve Tanrı/Kralların Krizi 

Bilindiği üzere Çağdaş Avukatlar Grubu(ÇAG) ise, 2018 yılında İstanbul Barosu seçimlerine giren 6 grubu bir anlamda içerisinden çıkaran, anti-emperyalist, devrimci, sosyalist, ilerici İstanbul Barosu avukatlarına uzun yıllar bir okul görevi görmüş gruptur. Fakat zaman içerisinde gerçekleşen bölünmeler, Önce İlke Grubunun baroyu domine etmesi sonucu kaybedilen seçimler, yapılan ittifakların “biz de buradayız” demekten başka hiçbir amaca hizmet etmemesi ve küskünlerini yaratması, grubu son derece küçültmüş durumdaydı.

Grup küçüldükçe alınan kararlar da asgari demokratik kuralların dışına çıkmış, kapalı kapılar ardına gizlenen bir takım görüşmeler ile grubun geleceği tayin edilmeye, gruba yön verilmeye çalışılmıştı. Her önemli karar bir elin parmağını geçmeyen sayıda insanın iki dudağı arasından çıkıyordu. Eskimiş dostluk veya kavgalar grubun geleceğinde rol oynuyor, “ağabey” statüsünü kazanmış olanlar kendilerini grubun sahibi sanıyordu.

Sadece ÇAG içerisinde değil, ÇAG’ın çeperi dışında olmasına rağmen “İstanbul Barosunun solcu avukatları” arasında ÇAG’ın ağabeylerinin de dahil olduğu bir sulta söz konusuydu. Her toplumsal davanın olmazsa olmaz, burnu havada, diğer meslektaşları yokmuş gibi davranan egolu savunmanları,  zinhar saygıda kusur edilemeyecek tanrılaştırılmış solcular… Her seçim dönemi isimleri desturla anılır, yalvar yakar başkan adaylığı, TBB delege adaylığı teklif edilirdi. Onlar ise bu teklifleri reddeder, kazanamayacakları seçimde olmamayı tercih eder, sahaya piyonlarını sürerlerdi. Bu durum kendilerini daha fazla Tanrı-Kral gibi hissetmelerini sağlıyordu. Bir de bu Tanrı-Kralların, veliaht prens versiyonları var ama o da bir başka yazının konusu olsun.

Tanrı-Krallar bu seçim dönemi de önce kenardan bakmayı, gidişata mümkün olduğunca müdahale etmemeyi seçtiler. Ama dipten bir dalganın geldiğini görmeleri uzun sürmedi. Bu dalga sadece Önce İlke Grubunu değil kendilerini de yutabilecek büyüklükteydi. Önlem almak zaruriydi. Zira mevzu bahis devirlerinin kapanmasıydı..

Tepeden İnmecilik, Tutmayan Hesap Ve Gizli İttifak

İşte tam bu noktada ÇAG’ın’gündemine bir bomba bırakıldı. “ÇAG, faşizme karşı İstanbul Barosunu tahkim etmeli” denildi. Önce bunun ne demek olduğu pek anlaşılamadı, çünkü öneri sahiplerinin bunu bu kadar açıktan önerebilmesi insanları son derece şaşırttı. Sonrasında ise bu söylemin Önce İlke Grubunu desteklemekten ibaret olduğu anlaşıldı. Aylarca tartışıldı ve reddedildi. Kendisini ÇAG’ın sahibi gibi görenler, “benim her söylediğim, bir toplantıda karar altına alınır” diye sağda solda söz verenler, yoğun bir dirençle karşılaştı ve sonuçta bu öneri kimse tarafından kabul görmedi.

Bu öneri reddedildikten sonra, önerinin sahipleri birden taktik değiştirdi ve “ÇAG, ÖDAV harici hiçbir grupla ittifak yapmamalı, zaten çok geç kaldık, hemen iki grubun sekreteryası toplansın listeleri hazırlasın, hadi hadi hadi” önerisini getirdiler. 180 derecelik bu dönüşü kavramak hakikaten mümkün değildi. Ortalama zekaya sahip herkes bu işin altındaki bit yeniğini gördü. ÇAG bu öneriyi de tartıştı ve görüşmelerini yaptı.

Aynı tarihlerdeki bir başka öneri de Önce İlke Yükseliş Grubu ile ortak bir liste hazırlanmasıydı. Dipten gelen bu dalganın bir parçası olunması gerekliliği, bu durumun grup çıkarlarından daha önemli olduğu, barodaki mevcut köhne iktidarın bu yolla yıkılabileceği önerinin temel teziydi.

Bu iki önerinin oylamasının yapılacağı günün sabahında ise, ÇAG’ın tavrının Önce İlke Yükseliş grubu ile ortak liste yönünde olacağını sezen bu “ağabeyler” son kozlarını oynadı. Tanrı-Kralların en büyüğü Baro Başkanlığına aday olmaya karar vermişti. Artık ondan başkasına oy verilemezdi, “ben yola çıktım dizilin peşime” diyordu, yıllardır beklenen büyük kurtarıcı gelmişti işte, daha ne isteniyordu!

ÇAG Genel Kurulu bu dayatmaya da çok sert tepki gösterdi. Bu tepeden inme, emrivaki tavır ÇAG Genel Kurulu iradesine sökmedi, bu çıkış gündeme dahi alınmadı ve Önce İlke Yükseliş Grubu ile birlikte seçime girme kararı alındı.

Sonrası herkesin malumu aslında, Tanrı-Kral 4. oldu ama o ve ekibi sosyalist-ilerici oyları bölmeyi ve en başta hedeflenen Önce İlke Grubunu tahkim etmeyi başardı. Yıllardır baronun tepesine çöreklenen bir azınlık, sözde “muhalif” yandaşlarıyla beraber iktidarlarını sürdürmeye devam ediyor. Ancak popüler, saygın adayla girilecek seçimin kesinlikle kazanılacağına dair bir şehir efsanesi de tarihin çöplüğüne atıldı.

Dipten gelen o dalga ise şimdilik yavaşlatılmış gibi gözükse de avukatların hiçbir gerçek sorununa çözüm üretemeyen bu köhnemiş yapının, iktidarını uzun süre daha sürdüremeyeceği açık. Emeği ile geçinen avukatların büyüyen isyanı, bugünün nüfuz sahiplerinin egoları ile akçeli ortaklıkların sonunu kısa zamanda getirecektir. İstanbul Barosu avukatları seçeneksiz değildir.

Leave a Reply

Your email address will not be published.