Av. Ayhan Erdoğan Yazdı; Yargı Reform Paketi

Anayasaya Aykırılık Sorunu Ve CMK 206 ve 230 Maddelerine Aykırılık

Yargı reformunun ana teması yargılama faaliyetinin tarihsel ve geçmiş süreçlerinden kopartılarak ceza yargılamasını hukuk mahkemesi usulüne çevrilerek yazılı usüle çevirme çabası olarak görülmektedir.  Ayrıca paket anayasaya aykırılık içermekte bir polis devletini meşrulaştırmaktadır. Yargılamada tarihsel olarak dayanılan tez, anti tez, sentez üçlüsünden önceleri tez/sav makamı olan  Savcılık asliye ceza mahkemelerinden çıkartılmış sonra anti tez olan savunma makamının da bu Reform denilen paketle basit yargılama usulü denilen yeni yargılama usulünde dilekçe yazan arzuhalci konumuna getirilerek yargılama dışına çıkartılmasını içermesidir. Dahası yargı kararları üzerinde içişlerinin yani güvenlik güçlerinin kararı takdir ve uygulama özerkliğinin verilmiş olması reform denilen paketin yargılama faaliyetinin şeklen sürdürülen bir sürece dönüştürme yolundaki adımlardan biri olduğunu göstermektedir.

Pasaport kanununda yapılan değişiklikler içerisinde bazı bentler Anayasaya aykırılık taşımaktadır. Öncelikle yargılama faaliyeti dışına itilmekte olan savunmaya yani avukatlara 15 yıllık olmak şartıyla yeşil pasaport verilmesini içermesi havuç sopa yönteminin dışa vurulmuş bir önermesidir.

Şöyleki,

 “…Baro levhasına yazılı olan ve en az on beş yıl kıdemi bulunan avukatlara, haklarında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma veya kovuşturma bulunmaması kaydıyla hususi damgalı pasaport verilebilir. Buna ilişkin usul ve esaslar, Dışişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığının olumlu görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir…” düzenlemesi Anayasa 15. maddesi son cümlesi “…suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz…” düzenemesi ile Anayasa 38 maddesindeki “…Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz...” düzenlemesine aykırıdır.

On beş yıllık avukatlara hak aramalardaki tutum ve davranışları dahil olmak üzere toplumsal yaşamdaki tutumları nedeni ile haklı yada haksız açılacak herhangi bir soruşturma ile yasal olarak tanındığı ifade edilen yeşil pasaport hakkından mahrum bırakılması Havuç yemezsen Sopa yersin uygulamasının bir örneği olarak durmaktadır.

Yeşil pasaport bir kazanım değil avukatları uslandırmaya yönelik bir tuzaktır.

Yine EK MADDE 7’deki “… Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle;

A) OHAL kapsamında kabul edilen kanunlar uyarınca kamu görevinden çıkarılmaları veya rütbelerinin alınması nedeniyle pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlardan,

B)  18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 5 inci maddesi ve 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 35 inci maddesi uyarınca pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlardan,

C)  Mahkemelerce yurtdışına çıkmaları yasaklananlar hariç olmak üzere bu Kanunun 22 nci maddesi uyarınca pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlardan, haklarında aynı nedenlerden dolayı; devam etmekte olan herhangi bir idari veya adli soruşturma veya kovuşturma bulunmayanlara, kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veya düşmesine karar verilenlere, mahkumiyet kararı bulunanlardan cezası tümüyle infaz edilenlere veya ertelenenlere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilenlere başvurmaları halinde kolluk birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaport verilebilir…” düzenlemesi polis devletini güçlendiren ve yargı kararlarının masumiyet ilkesinin suçluluğu sabit olmamasına karşın suçlu ilan edilmesinin bir başka ifadeyle Anayasa aykırı bir polis devleti düzenlemesi niteliğinde olduğuna işaret etmektedir.

Honore Daumier Okuyan Avukat

Avukatlık mesleğine girişteki sınavın haksız ve yersiz olduğunu ifade etmeliyiz. Bu sınavın yarın mülakat eklenmesi halini düşünmek bile istemiyorum. Ancak yazılı sınavla elde edilecek neticenin avukatlık mesleğinin niteliğini yükselticeği iddiası yersiz ve mesnetsizdir. Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisini okutmayan okumayan ve sınavda muhatap olabilmesi mümkün olmayan bu mezunların birde imam hatip ağırlıklı mekteplerde matematiğin seçmeli din dersinin zorunlu olduğu bir eğitim sürecinden sonra kazanacağı sınavın anlamını açıklamak mümkün değlidir. Öncelikle ilk öğretimden başlayarak eğitimdeki niteliğin ve bilimselliğin sağlanması ve hukuk fakültelerinin merdiven altı olmaktan ve patronlara bilirkişilik hizmeti sağlayan vakıf üniversitelerinin devletleştirilmesi ve eğitimin ihtiyaç seviyelerinde tutularak meslek liseleri ile memlekitin asıl ihtiyacı olan kadroların yetişmesinin hedeflenmesi gerektiği kanaatindeyim.

Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığında yapılan düzenleme içtihat birliği açısından uygun olup paketin işe yarar az düzenlemelerinden birini teşkil ettiğini ifade etmeliyim.

Hakim ve Savcı olmak yolundaki mülakatın kaldırılması gerektiği ve bu yolda yapılacak hiçbir düzenleme objektif sonuç alınmasını sağlamayacağı için bu düzenleme yerinde değildir. Mülakat kaldırılmalıdır.

Adalet Akademesinin yeniden faaliyete geçmesi olumlu olmakla birlikte daha önce siyasi parti üyeleri olan hakim savcı olanların bu mesleklerle ilişkisinin kesilmesi gerekmektedir. Görevdeki bir hakim yada savcının istifa edip bir partiden aday olması sonrası mesleğine bu nedenle dönemediği bir düzenlemenin mevcut oludğu bir hukuk içinde siyasi parti üyelerinden hakim savcı yapılması hem hukuka aykırı hemde AİHM kararlarına da yansıdığı üzere hakimin tarafsız olmasının yetmeyip bunu hissettirilmesin gerektiği yolundaki kararlarıylada uyumlu değlidir.

Terörle Mücadele Kanunu 7/2 fıkrasındaki “.. Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz...” düzenleme bugüne kadar insanların canlarını nasıl yaktıklarının ikrarından başka bir anlam taşımamaktadır. AİHS ve AİHM kararlarına Anayasaya ve Ceza kanunlarındaki düzenlemeler aykırı bu madde esasen Düşman Ceza Hukuku uygulamalarına bir örnek teşkil etmektedir. Bu düzenmeye aferin mi dememiz gerekiyor du? Hayır tam tersine bir ayıbı ortadan kaldırdılar diyoruz.

Aile Mahkemelerdeki uzmanlardan yararlanma bölümündeki düzenleme Mahkemeler nezdinde faaliyet gösteren uzmanların Adliye bünyesinde toplanmış olmasını içermektedir. Savcılar Mahkemeler bu liste içinden seçerek yardım alacaklar. Bu durumun Mahkeme Uzman ilişkisini zayıflatacağı konusunda itirazlar bulunmaktadır.

TCK 75. maddede ön ödeme konusunda bir düzenleme ile iki suç konusu daha uzlaşma kapsamına alınmıştır. Düzenleme “…Failin on gün içinde talep etmesi koşuluyla bu miktarın birer ay ara ile üç eşit taksit halinde ödenmesine Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir. Taksitlerin süresinde ödenmemesi halinde ön ödeme hükümsüz kalır ve soruşturmaya devam edilir…c) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan suç,…d) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan suç,…” Bu düzenlemelerin hazine avcılığı altındaki kazıları ve Derneklerin defter imhalarına imkan sağladığı yolundaki eleştirilere haklılık vermek gerekmekte olduğunu ifade etmeliyim.

TCK 136 maddedeki verileri hukuka yakırı olarak verme yada ele geçirmeye ilişkin düzenmede ağırlaştırıcı hüküm gelmektedir. Bu düzenlemede ağırlaştırcı hüküm Çocuk istismarına ilişkin bir başka düzenlemeye eklenen hükümle birlikte ele alınmalıdır. Çocukların ifadesinin alınması sırasındaki kayıtların yayınlanması konusunu ağırlaştırmaktadırlar. Esasen mevcudu uygulamayan adliyenin bu düzenlemeyle hareketleneceğini düşünmüyorum.

CMK 102. madde de tutuklulukla ilgili soruşturma evresindeki sürelere ilişkin bir olumlu düzenleme yaptılar. “… Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

102/5 Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, onsekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır…”  şeklindeki düzenleme söz konusu maddeye ek olarak eklenmiş bulunmaktadır. Aynı maddenin mevcut ve ahlen yürürlükteki 1 ve 2.ci fıkradaki tutukluluk süreleri kapsam olarak hem soruşturma hemde kovuşturma aşamalarını toplam olarak ifde etmekte olduğu kanaatindeyim. Zira aynı maddenin 3.cü fıkrada bu sürelerin uzatılması konusunda cumhuriyet savcısı, şüpheli veya müdafiinin görüşünü aldıtan sonra diyerek soruşturma ve kovuşturma aşamasını içerdiğini ikrar etmektedir.  “…102/1 (Değişik fıkra: 06.12.2006 – 5560 S.K/Madde 18) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

CMK 102/2 Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez.
CMK 102/3 Bu maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir
…” şeklindeki düzenlemeye ek yapılarak soruşturma evresinde bir düzenleme getirmeleri tartışmalı bir durum yaratmaktadır.

CMK 102 düzenlemesindeki mevcut 1,2.ci fıkralar  3.cü fıkra göndermesiyle soruşturma ve kovuşturmayı kapsayan bir ifade içermektedir. Yapılan düzenleme mevcudu değiştirmeyip ona ek olarak 4 ve 5. fıkralar eklemektedir. Eklenen fıkralar açık olarak soruşturma evresini içerdiğine göre 1 ve 2.ci fıkralardaki durum nasıl değrlendirilmelidir. Tartışmalı olduğu kanaatindeyim. Bu anlamda ilk başta olumlu gibi görünen bu düzenleme toplamda tutukluluk süresinin uzatılması anlamına gelmektedir ki; bu yönüyle olumlu görülemez.

CMK 171. madde Kamu davasındaki dava açmada bir yıllık süreyi iki yıla çıkartmaktadır. Uzlaştırma kapsamındaki suçları dışarda bırakmış ve savcının zararın tespitinde yetkili kılınarak ortadaki belirsizlik kaldırılmıştır. Karar itiraz yönünden şüpheliye de imkan verilmiştir. “… (6) Bu madde hükümleri;

a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar,

b) Kamu görevlisi tarafından görevi sebebiyle veya kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen suçlar,

c) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, hakkında uygulanmaz..”  eklemesiyle bu madde uygulaması dışında bırakılmışlardır.

Bu madde ölü maddedir. Bugüne kadar uygulaması pek görülmediği gibi bu ortamda hiçbir savcı uygulamaya gitmez. Müfettişin denetimi nedeniyle bu madde uygulamasından uzak duracaktır.

CMK 174. Madde ile İddianamenin iadesi konusunda ek düzenlemeler getirmişlerdir. “…Suçun sübûtuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,  c) Önödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen,… d) Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen..” Bu madde yönünden olması gereken diyoruz .

CMK 234 ile Mağdur veya şikayetçinin davanın yada soruşturmanın nakli nedeniyle takip edememesi konusundaki masrafları karşılamak üzere bir düzenleme yapılarak takibini sağlamaya çalışmaktadır.

CMK 236 mağdur eya şikayetçinin dinlenmesi ve kayda alınmakının koşullarını belirlemektedir. Özellikle çocuklar açısında özel bir düzenleme mevcuttur. TCK 136. maddedeki ağırlaştırıcı hüküm bu maddeyle ilişkilidir.

CMK 250. maddede düzenlenen Seri Muhakeme Usulü Yargılama sistemimizi oldukça karıştıracak katkı yerine zarar verecek düzenleme getirmiştir. Seri Muhakeme Usulü  adı altında yapılan bu düzenme süratle kaldırılmalıdır. Seri yargılama usulü Soruşturma yürüten savcının düzenlemede belirlenen suçlarla sınırlı olmak kaydıyla Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi halinde bu usul uygulanır. Cumhuriyet savcısı, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirler. Dördüncü fıkra uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması halinde Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesine göre seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya 51 inci maddesine göre ertelenebilir. Bu maddeye göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması halinde 231 inci madde kıyasen uygulanabilir. Savcılık şüpheliyle mutabkıp kaldığı ceza ve anlaşmayı Mahkemeye sevkeder. Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Reddedildiğinde dosyadaki kabul ve anlaşma çıkartılmamasına karşın iddianame düzenlemesi sebebiyle yargılanacağı mahkemenin dikkate almaması da düzenlenmiştir. Ancak dosyadaki bu anlaşma mevcudiyeti karşısında ne kadar dikkate alınmayacaktır. Bu maddede en azından bu mutakabatın kabul görmemesi halinde imhası yoluna gidilmesi düzenlenmeliydi.

Basit yargılama adı altındaki düzenleme MK 206 ve 230 uncu maddelerin uygulanmasını ortadan kaldırmakta, yargılamanın vicahilik, delllerin tartışılması tanık ve sanığa soru sorma gibi çok temel unsurlarını ortadan kaldırmatadır

CMK 251. Madde altında Basit Yargılama Usulü adı altındaki düzenleme yarıgılama faaliyeti olmaksızın bir yagrılamayı hedefliyor. Uzun süredir Asliye Ceza Mahkemelerinden Savcılar çıkartıldı. Bu aslında olumsuz bir durumdu. Ancak alıştık. Zira yargılamanın esasını tez antitez ve sentez dedğimiz sürecin yani delillerin mahkemeye sunulduğu tartışıldığı ve mağdur şikayetçi sanık ve tanıkların bizzat mahkemede dinlenerek vicahiliğin yüzyüzeliğin sağlandığı tarafların sorguya katılabildiği iyi kötü yürüyen bir sistemden vazgeçildiğinin ilanıdır.  Düzenleme 

“…Madde 251 – (1) Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.

(2) Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde mahkemece iddianame, sanık, mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını onbeş gün içinde yazılı olarak bildirmeleri istenir. Tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususu da belirtilir. Ayrıca, toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilir.

(3) Beyan ve savunma için verilen süre dolduktan sonra mahkemece duruşma yapılmaksızın ve Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaksızın, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesi dikkate alınmak suretiyle, 223 üncü maddede belirtilen kararlardan birine hükmedilebilir. Mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.

 (4) Mahkemece, koşulları bulunması halinde; kısa süreli hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya hapis cezası ertelenebilir ya da uygulanmasına sanık tarafından yazılı olarak karşı çıkılmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir…”

İddianame iki yıl ve daha az ceza kapsamında ise hakim basit yargılamaya karar verip iddianameyi taraflara tebliğ edip 15 gün içinde yazılı savunma isteyip karar verecek. Bu sürece yargılama demediğimizi unutmadan tekrar edelim, yagrılama faaliyetini Ceza yargılaması yönünden Sulh Ceza Hakimliği, Uzlaştırmacı, ön ödeme, Soruşturmayı erteleme, Seri Yargılama ve Basit yargılama gibi yöntemlerle ortadan kaldırmaktadırlar.

Bu öneriler tartışılmaz değildir. Bu yapılar Anglo Sakson hukukunda yer bulmakta ve uygulanmaktadır. Bizde Kara Avrupası Hukuku üzerinden yapılanmış bir temel sistem üzerinden bu uygulamaları mevcut düzenlemelere eklemekteyiz.

CMK 252. maddede yapılan düzenleme 251. maddedeki Basit Yargılama usulündeki kararlara itiraz yollarını içermektedir.

CMK 253. maddedeki Uzlaştırma düzenlemesindeki kapsam genişletilmiş ve uzlaştırmacıya süre uzatılması imkanı verilmiştir. Ayrıca aynı mağdura karşı uzlaşma kapsamına girmeyen bir suçun birlikte işlenmesi halinde uzlaşma yoluna gidilmeyeceği hükmü getirilmiştir.

CMK 280 madde ile Bölge Adliye Mahkemesinde inceleme ve kovuşturma yetkisi arttırılmıştır.

CMK 282 madde ile istisnalara ek olarak lik derce mahkemesinde verilen karardan daha ağır bir ceza verilecek ise sanığın herhalde dinlenmesini zorunlu kılan ve avukatın gelmemesi halinde duruşmayı sürdüren bir düzenleme getirilmiştir.

CMK 286 maddede herkesin bildiği ve şimdiye kadar uyguladığı Temyiz aşamasına ilişkin bir düzenleme sözkonusudur. Maddede yer verilen “… (3) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213),

2. Suç işlemeye tahrik (madde 214),

3. Suçu ve suçluyu övme (madde 215),

4. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216),

5. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217),

6. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299),

7. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300),

8. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301),

9. Silâhlı örgüt (madde 314),10. Halkı askerlikten soğutma (madde 318),Suçları.b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar…” bu suçlar yönünden temyize gidilebilecektir.

CMK 308 maddesi ile Bölge Adliye Mahkemesi Savcılığının itiraz yetkisine ilişkin düzenleme yetki genişletilmesi yönünden düzenlemeler eklenmiştir.

5275 Sayılı Kanunda 7/2 maddesinde Ceza ve İnfazın ertelenmesine ilişkin bir düzenleme eklenmiş olup içinden çıkılmaz bir karmaşa yaratmıştır. Madde düzenlemesi şu şekildedir. “… MADDE 17/A- (1) Birlikte işlenmiş olup da 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 306 ncı maddesinin uygulanma olanağının bulunduğu hallerde hükmü veren ilk derece mahkemesinden infazın ertelenmesine veya durdurulmasına ilişkin karar verilmesi istenebilir. Karar verilmeden önce Cumhuriyet savcısı ve hükümlünün görüşlerini yazılı olarak bildirmesi istenebilir. Karar, duruşma açılmaksızın verilir ve bu karara karşı itiraz yoluna gidilebilir. Erteleme veya durdurma talebinin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilir…” Bu madde uygulamasında tartışmalı kararlar çıkmış ve uygulama sorunu halen sürmektedir.

Madde doğrudan ertelenme ve infazın durdurulması yolunda bir içerikle düzenlenmiş olmalıydı.

5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu yayınlar yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanunun 8. maddesinin 7.8 ve 17 fıkrasında yapılan düzenlemeler mevcuttur. Olumlu sayabileceğimiz bir düzenlemenin içeriğine göre “…(17) Bu maddenin ikinci, dördüncü ve ondördüncü fıkraları kapsamında verilen erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilir. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir…” artık herhangi bir haber nedeniyle sitenin tümünün engellenmesi söz konusu olmayacaktır.

Av.Ayhan ERDOĞAN

Leave a Reply

Your email address will not be published.