Açlık Filmi Eleştirisi

‘’-Yani kaybetmeniz durumunda birçok kişi ölecek, aileler parçalanacak ve bütün cumhuriyetçi hareketin cesareti kırılacak.

-Evet. En kötü ihtimalle bu şekilde sonlanır ama bizim küllerimizden yeni bir  nesil doğacaktır. Hatta daha azimli, daha kararlı…’’

Bobby Sands, Belfast’ın duvarlarında hala hatıralarını koruyan İrlandalı bir direnişçi ve özgürlük mücadelesinin de unutulmayacak isimlerinden biridir. Ölüm orucunun 66. gününde hayatını kaybetmiş, Steve McQueen’in ilk uzun metraj filmi Açlık’a ilham kaynağı olmuştur. Film, IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) üyesi Bobby Sands’in hak mücadelesini merkeze oturtarak Maze Hapishanesi’ndeki ‘Battaniye’ ve ‘Yıkanmama’ protestolarını, tutukluların gördükleri şiddetleri tüm çıplaklığıyla anlatıyor. McQueen ise bu anlatımı için diyaloglar yerine gözleme dayalı sessiz sahneleri tercih ediyor. Mücadele ruhunu elinizle tutsanız hissedecekmişsiniz gibi yansıtan Açlık filmi, alanında en iyilerinden biri olarak anılırken anlattığı dünya ile de farkındalığınızı güçlendiriyor.

1981 yılının Kuzey İrlandasında geçen film; hükümetin, tutukluların politik haklarını geri almasının ve hapishanedeki Özel Kategori Statüsü’nün kaldırılmasının sebep olduğu açlık grevini konu alıyor. Mahkumların ellerinden haklarının alınmasıyla, tektip kıyafet zorunluluğunun getirilmesi direnişlerindeki önemli kırılma noktalarından. Tek tip kıyafeti reddeden mahkumlar, sadece battaniye ile hapis yaşamlarını çıplak bir şekilde sürdürürken kaynaklara da bu olay ‘Battaniye Protestosu’ olarak geçiyor. Aynı şekilde, gardiyanların uyguladığı şiddet de ‘Yıkanmama Protestosu’na zemin hazırlıyor. Kuzey İrlanda’nın hapishanelerinde yaşanan bu olaylar F Tipi hapishanelerin açıldığı Türkiye’ye, 12 Eylül askeri darbesi dönemi Türkiyesine de birçok konuda benzerlik göstermekte. Hatırlatmakta fayda var, askeri darbe döneminde tek tip kıyafet zorunluluğuyla karşılaşan mahkumlar, mahkemelere iç çamaşırları ile çıkarak bu durumu protesto etmişlerdi.

Sands’in açlık grevine karar verdiği ve Rahip Nolan ile tartıştığı yaklaşık 20 dakika süren tek plan sahne filmin en etkileyici sahnelerinden biri. Sands’i daha iyi anlamaya başlarken sahnenin çekim tarzıyla da filme daha da bağlandığınızı hissediyorsunuz. Yönetmen McQueen ise verdiği bir röportajda bu sahne için şunları söylüyor:  ‘’…Sahnenin başındayken konuşma sanki hiçbir şey hakkında gibi, ancak aslında birçok şey hakkında. İki adam birbirini kontrol ediyor, ardından en önemli sohbete geçiyoruz. Bobby Sands, önerdiği açlık grevinin önemi hakkında konuşuyor ve papaz da ölmektense yaşamanın daha önemli olduğu hakkında konuşuyor. Burası iki taşın ateş yakması hakkında. Bu sahneyi böyle yapma nedenim samimi olmasını istememdi. İzleyiciyi uzaklaştırmak istedim. Çünkü böylece izleyicinin gözleri daha keskinleşiyor ve kulaklarıyla daha iyi kanalize oluyor. Silüetleri görüyorsunuz, yüz ifadelerini çok zor seçiyorsunuz, ancak daha iyi duyabilmek için öne eğiliyorsunuz. O yüzden sahneye yoğunlaşıyorsunuz.’’ Bedenini mücadelesi için silaha çeviren Bobby Sands, amacı uğruna ölümü göze alacağından ve direnişlerinin devam edeceğinden bahsederken film aynı ağır temposuyla ilerliyor. Bu tek plan sahneden sonra da ölümünü aşama aşama izletiyor bize yönetmen. Vücudundaki yaraları, açlığının onu her gün ölüme daha da yaklaştırmasını, iflas etmiş bedenini izlerken içinizdeki öfkenin ve haklı olmanın verdiği ağırlığın daha da arttığını hissediyorsunuz. Ölüm sadece bedenini değil, çocukluğunun gözlerindeki ışıltıyı da yok ediyor.  ‘’İnsanlar hep soruyorlar… İnsanlar hep soruyorlar… Bobby, Bobby! Biz kimiz… Nereden geldik… Nereden geldik… Onlara söylüyoruz… Onlara söylüyoruz… Biz Belfast’tanız… Biz Belfast’tanız… Güçlü, güçlü Belfast… Güçlü, güçlü Belfast… Eğer bizi duymazlarsa… Eğer bizi duymazlarsa… Yüksek sesle bağırırız… Yüksek sesle bağırırız…’’

Film, Sands’in 5 Mayıs 1981’de ölüm orucunun 66. gününde hayatını kaybetmesiyle bitiyor. Onunla birlikte 9 kişi daha hayatını kaybediyor. Her ne kadar Sands’in ölümü İngiliz hükümetinin kararlarında bir değişikliğe sebep olmasa da açlık grevinin dışarıya yansımasıyla beraber büyük eylemler başlıyor.  Hatta bölgedeki bağımsız milletvekili ölünce hapishanede açlık grevini sürdüren Sands onun yerini alıyor. 7 ay sonra açlık grevinin sona ermesiyle beraber de İngiliz hükümeti içeride ve dışarıda gördüğü baskılara dayanamayarak IRA’lıların hapishane koşullarının düzeltilmesini(politik haklarını vermeyerek) kabul ediyor. ‘Battaniye’ ve ‘Yıkanmama’ protestoları sırasında da 16 gardiyan mahkumlar tarafından öldürülüyor.

Günümüz modern döneminde de devletlerin çeşitli çıkarları için, dünyayı paylaşma ve zenginliklerinin bir unsuru olacak kaynakları sömürebilmeleri için yöntem olarak kullandıkları şiddet, gittikçe kanlı ve çözümü güç bir hale gelirken bu süreç hukuk sisteminin güçlüye taraf olma haline gelmesiyle de karşımıza umutsuz bir tablo çıkarıyor. Ancak insanların mücadelesi var oldukça bu baskı ve zulmün kırılması da beraberinde gelecektir.  

Mücadelenin, birlikte olmanın, baskı ve zulme karşı ses olmanın önemini kalbinizde bir yerlere dokunarak fark ettiren bir hikaye bu. Önündeki her türlü engele rağmen her zaman devam edecek olan hak mücadelesi, gerektiğinde ölümü yoluna taş yapanların hatıralarıyla da sönmeyecek bir kıvılcıma sahip. Odalardan birine tıkılıp üstüne kilit vurulduğunda ’gizlendi’ sandığımız zulümler, o odanın duvarlarını aşarak dışarıdaki insanlığın onurlu mücadelesine yön çizer, ilham olur. Ufacık bir kıvılcım dünyayı yerinden oynatmak için yeterlidir bazen.  

Ezgi Sayım- İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Leave a Reply

Your email address will not be published.